Hukuk Forum

Geri git   Hukuk Forum > Milletlerarası Özel Hukuk, Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Hukuku Forum Alanı > Avrupa Birliği Hukuku > Avrupa Birliği Hukuku İle İlgili Makaleler

Avrupa Birliği Hukuku İle İlgili Makaleler Avrupa Birliği Hukuku İle İlgili Makalelerinizi Bu Alana Girebilirsiniz...

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 3 May 2009, 09:27
dilara dilara isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Avukat
 
Üyelik Tarihi: 30 January 2009
Mesajlar: 459
Standart Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARINDA ADİL YARGILANMA HAKKI

Hazırlayan: Bigadiç Cumhuriyet Savcısı ZEKERİYA ÖZ

Sicil no:35837

Kaynaklar :Avrupa insan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması

Prof.Dr.A.Şeref GÖZÜBÜYÜK-Prof.Dr.A.Feyyaz GÖLCÜKLÜ

İNSAN HAKLARI AVRUPA MAHKEMESİ İÇTİHATLAR

OSMAN DOĞRU

AİHM İNSAN HAKLARI EL KİTAPLARI

ADALET BAKANLIĞI AİHM KARARLARI VE İLGİLİ MEVZUAT


Madde 6

Adil yargılanma hakkı

1. Herkes,gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar,gerek cezai alanda kendisine yönetilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ,yasayla kurulmuş,bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.Hüküm açık oturumda verilir;ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak ,kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına ,küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda ,mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde,duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.



2. Bir suç ile itham edilen herkes ,suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

3.Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir;



a.Kendisine yönetilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda ,anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek

b.Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c.Kendi kendine savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa,

mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;

d.İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek,savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;

e.Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.



Maddenin genel kuralı koyan,1. fıkrasında adil yargılama kavramını oluşturan unsurlardan bir kısmı açıkça sayılmıştır.Bunlar davanın Kanunla kurulan ,bağımsız ve tarafsız,mahkeme önünde ,makul sürede ,açık duruşmada görülmesidir.Ne var ki fıkranın birinci cümlesinde davanın, aynı zamanda ,”hakkaniyete uygun surette “ dinlenilmesi de istenmiştir (“Hakkaniyet kavramı konusunda Bk.Mah.K.,Raffineries grecques Stran et Stradis Andreadis /Yunanistan ,9.11.1994,A301-B,S 42ve son ) İşte Strasbourg denetim organları ,bu ibareden hareketle adil yargılama kavramının, fıkrada açıkça sayılanlar yanında,zımni unsurları da içerdiği sonucuna varmışlardır .Mahkeme içtihadında rastlanan “dava hakkı”(veya,mahkeme önünde hak arama özgürlüğü)”,”taraflar arasında silah eşitliği”, “yargılamada çelişiklik” (vicahilik yahut yüzyüzelik) gibi, 1.fıkranın ikinci cümlesinde ,açık duruşmaya getirilen istisnalar gösterilmiştir Maddenin 2.fıkrasında ceza yargılaması hukukunun temel kuralı ”suçsuzluk karinesi”, 3.fıkrasında da sanığın hakları yer almaktadır.

Adil yargılama.güvencesini gerçek kılmak için Sözleşme’ye Taraf devletler gerekli önlemleri almak zorundadırlar(Mah..K.,Barbera ,Messegue et Jabardo/İspanya, 6.12.1988,A 146, s,33 S 78) .Örneğin yargılamanın makul sürede bitirilmesi için yeter sayıda mahkeme kurulması yahut yargıç görevlendirilmesi gibi.Alacakları önlemlerin şekli ve niteliği konusunda üye devletler her ne kadar geniş bir takdir yetkisine sahipler iseler de yapılan seçimin isabetinde ölçüt ,öngörülen önlemlerin güdülen amacı gerçekleştirmede yeterli olup olmadıklarıdır.



Hemen belirtelim ki hasım bulunmayan hallerde dahi, sanık, yargıç veya mahkeme önünde savunması bakımından haksız yere güç ve elverişsiz bir durumda bırakılmışsa diğer bir değişle karşı iddia ve savunma olanakları kısıtlanmış ise Mahkeme’ye göre 6.madde hükmü gene çiğnenmiş olacaktır.(Mah.K.,Delcourt/Belçika,17.1.1970, Monnell et Morris/İngiltere,2.3.1987,)



Öncelikle Maddenin Kapsamını ve uygulanabilirliğini inceleyelim.



A- Adil (veya Dürüst) Yargılanma Hakkının Konusuna İlişkin Sınırlamalar



AİHS'nin 8 ile 11. maddelerinin ikinci fıkralarındaki kamu düzeni gibi nedenlere dayalı hak sınırlamalara 6. madde de yer verilmemiştir. Buna karşılık Sözleşmenin 15. maddesinde "Harb veya milletin varlığını tehdit eden diğer umumi bir tehlike halinde her Yüksek Akid Taraf ancak, durumun iktiza ettiği nispette ve devletler hukukundan doğan diğer mükellefiyetlerle tezat teşkil eylememek şartıyla, işbu Sözleşmede derpiş olunan mükellefiyetlere aykırı tedbirler alabilir'' hükmüne yer verilerek olağanüstü hallerde adil (dürüst) yargılanma hakkının askıya alınması belli sınırlar içinde kabul edilmiştir .



B- Adil ( veya Dürüst) Yargılanma Hakkının Sağladığı Güvenceleri İleri Sürebilecek Kişiler



AİHS'nin 6. maddesinin sağladığı güvenceleri gerek gerçek ve gerekse tüzel kişiler ileri sürebilir. Zira bu maddede asıl dikkate alınan yargılama güvenceleridir. Bu nedenle asıl olan bu güvencelere iç hukuklarda uyulup uyulmamasıdır. Buna karşılık, bu güvencelerden yararlanacak olanın gerçek veya tüzel kişi olması bu madde açısından önem taşımamaktadır.



C- Yargı Yerleri Açısından Adil (veya Dürüst) Yargılanma Hakkının Uygulama Alanı



AİHS'nin 6. maddesinin sağladığı 'güvenceler esas itibarıyla tek dereceli mahkemeler açısından söz konusudur. Zira Türkiye'nin taraf olmadığı 7 nolu Protokolün 2. maddesinde "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan sorumlu bulunan her şahıs bu sorumluluk kararını yahut mahkumiyet hükmünü daha üst derecede bir mahkemede inceletmek hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılması, kullanabilme şartları da dahil olmak üzere; kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiştir.

Ancak bir ülkede mahkemelerin ilk derece dışında istinaf mahkemesi ve temyiz mahkemesi gibi birden fazla dereceli olarak düzenlenmiş olması halinde bu mahkemelerin türü ve derecesi ne olursa olsun ilgili kişilerin her mahkeme ve derecede adil (veya dürüst) yargılanma hakkından yararlandırılması yükümlülüğü vardır.

Bu çerçevede ülkemizde adli ve idari yargı yerlerinde yapılan yargılamalarda, ilk ve üst derece mahkemelerinde ilgili kişilerin AIHS'nin 6. maddesinin sağladığı yargı güvencelerinden yararlandırılması gerekir. Nitekim AİHM 4. Dairesinin 09.11.2000 tarih ve 36590/97 başvuru nolu Göç kararı bu hususu vurgulamaktadır. Bu karara göre

“Haksız yere gözaltında tutulduğu iddiasıyla 466 sayılı Kanuna göre Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinde Hazine aleyhine tazminat talebinde bulunan olay tarihinde İzmir 2. Vergi Mahkemesinde memur olan Mehmet Göç ile ilgili olarak anılan mahkemece verilen haksız tutuklama tazminatı kararının taraflarca temyiz edilmesi nedeniyle taraflara tebliğ edilmeyen Yargıtay C. Başsavcılığının 17.10.1996 tarihli tebliğnamesi doğrultusunda Yargıtay 6. Ceza Dairesince incelenip..1996 tarihinde onanan nihai karar üzerine. Yargıtay incelemesinde duruşma yapılmaması ve Yargıtay C. Başsavcılığının 17.10.1996 tarihli tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesi nedeni’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmesinin 6/1. maddesinin ihlali olarak kabul etmiştir. “



D- Uyuşmazlığın Türü Açısından Adil Yargılanma Hakkının Alanı



AİHS'nin 6. maddesine göre adil (veya dürüst) yargılanma hakkından yararlanabilme bakımından uyuşmazlığın türü önem taşır. Sözleşme bunları özel hukuk uyuşmazlıkları ile suç ithamı (ceza davalarına ilişkin uyuşmazlıklar) olarak belirtmiştir. Dikkat edilirse 6. maddede yapılan bu tasnifte idari uyuşmazlıklar ele alınmamıştır. Bu yüzden 6. maddenin idari uyuşmazlıklara uygulanma güçlüklerinin çözümü, bir yandan medeni hak ve yükümlülüklere verilen nitelendirmede, diğer yandan da. suç ithamı kavramına verilen anlamda yatmaktadır.

Sözleşmenin kurduğu organlar, bu yüzden bu kavramların tanımını yapmayıp, somut olaylara dayalı akılcı bir yöntemle değerlendirmelere girmişlerdir . Yani her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmiştir. İç hukukta “Suç İthamı” kavramı tarif edilmiş olsa bile AİHM bu kavramı özerk ve iç hukuktan bağımsız olarak şekli değil olayın özüne göre uygulamaktadır. Bir kişinin tutuklanması, hakkında dava açılması, gibi hususlar itham olarak değerlendirilmektedir. Burada mahkeme itham kavramını iç hukuktan bağımsız olarak ele almakla birlikte “Suç” kavramını iç hukuk tanımlamasına göre değerlendirmekte ve devletlerin iç hukukta bazı ithamları suç olmaktan çıkarmaları halinde adil yargılama garantilerinin kapsamından kurtulabilirler.(Engel ve diğ. Hollanda’ya kar .Bu davada verilen ceza kanunla suç olmaktan çıkarılmış ve uygulanmamıştır.)



. D-1) Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklar kapsamında değerlendirilen idari uyuşmazlıklar :

Bir kısım idari uyuşmazlıkların nitelik ve anlamı dikkate alınıp, örnekseme yoluyla medeni hak ve yükümlülük uyuşmazlıkları kapsamına Avrupa İnsan Haklan Komisyonu ve Mahkemesi tarafından içtihatlarla dahil edilerek. AİHS'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yada dürüst yargılama kurallarına aykırılık yönünden denetime tabi tutulması sağlanmıştır. Bu türden sayılan idari işlemler arasında :

a- Mal varlığına ve kişisel haklara zarar veren işlemler. ( Bunlar arasında kamulaştırma kararının aldığı uzun süreye karşı etkili bir yargı yolunun öngörülmemesi Sporrong ve Lönnroth davasında 6. maddenin ihlali olarak değerlendirilmiştir" )

b- Bir meslek, sanat veya başka bir iktisadi faaliyetin yürütülmesi ile ilgili idari kararlar.

c- Reşit olmayan çocukları ana-babadan ayırarak korunması amacı ile idari önlemler alınması.

d- Çalışma hayatı, sosyal sigorta, iş sözleşmesinin bozulması, işten çıkartma ile ilgili işlemler.

e- İdarenin kusurundan doğan zararların tazminine ilişkin işlemler,

f- Taşınmaz devrine ilişkin işlemin yetkili idari makamca onanması hakkına ilişkin uyuşmazlık yer almaktadır( İdarenin Takdir yetkisini kullanmasına ilişkin nizalar).



Buna karşılık, kamusal yönü ağır basan medeni hak ve yükümlülükler kavramı dışında kalan uyuşmazlıklar arasında ise :

a- Siyasi haklar.

b- Devlet memurluğuna girme ve memurluk düzeni,

c- Yabancıların ülkeye kabulü, sınır dışı etme"(Ayrı maddelerde düzenlenmiştir) ,

d- Vergilendirme.

e- Kişi özgürlüğünün kısıtlanması.(Yasalara uygun olarak)

f- Kamu fonlarından yapılan ödemeler yer almaktadır.

D-2) "Suç İsnadı" Kavramının İdari Cezaları da Kapsayacak Biçimde Genişletilmesi'

Bazı idari işlem ve eylemlerin suç isnadı niteliğinde sayılıp. 6. madde kapsamında Strazburg makamlarının önüne götürülebileceği kabul edilmiştir. Bunlar şu şekilde tasnif edilebilir :

a- Vergi cezalan gibi idari cezalar'

b- Davacının inşaat yapma hakkını ortadan kaldıran süreklilik arz eden yasaklamalar: örneğin (25.10.1989 tarihli Jacobsson/İsveç davası ve 28.6.1990 tarihli Skârby/îsveç davası)

c- Havaalanının yakınında oturanların gürültü ve kirlilik nedeniyle ilgili idareye karşı ileri sürdükleri kişisel ve ayni hak iddialar (örneğin Zürich Kantonuna karşı havaalanının yakınında oturanların gürültü ve kirlilik nedeniyle ileri sürdükleri kişisel ve ayni hak iddiaları ile ilgili 3.7.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner davası)

d- Likit gaz işletmeciliği ile ilgili uyuşmazlıklar : (örneğin 23.10.1985 tarihli Benthem davası)

e-Toplu taşımacılıkla ruhsatın idarenin iznine bağlı olmasıörneğin 27.10.1987tarihli Pudas karan)

f- İçki satma ruhsalı : (örneğin 7.7.1989 tarihli Tree Traktörer Aktrebolag davası')

g- Meslekten çıkarma sonucunu doğuran disiplin cezalarının da 6. madde kapsamına alınması örneğin: Compte: Van Leuven ye De Meyer kararı: 10.2.1983 tarihli Albert ve Le Compte karan")

h-Takdir hakkının kötüye kullanılması,

i-Kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye başvurma hakkı(İdari işlemler açısından) : Lüksemburg Danıştayının aynı üyelerinin Danıştayın aynı konuya ilişkin hem inceleme kararında hem de yargısal kararında yer almalarının yargının tarafsızlığını zedelediğinden bahisle PROCOLA davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 28 Eylül 1995 tarihli kararında Lüksemburg'u mahkum etmiştir. Türkiye'de Danıştay bünyesinde idari dairelerle dava dairelerinin ayrılmış olması benzeri bir sorunun Türkiye bakımından söz konusu olmadığını göstermektedir. Buna karşılık 2.12.2000 tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun yürürlüğe girmeden önceki dönemle ilgili olarak ceza davalarında ön soruşturma aşamasında adli yargının devre dışı bırakılıp İdarenin etkin bir konuma sahip olması nedeniyle Memurin Muhakematı Hakkında Kanuni Muvakkatin (MMK) Sözleşmede öngörülen hakları ihlal ettiği yönünde iddiaların gündeme geldiği bazı başvurular bulunmaktadır.

(örneğin Sabriye OĞUR'un ölen oğlu Musa ÖĞÜR ile ilgili olarak açtığı davada, Avrupa insan Hakları Komisyonunun 30.10.1997 tarihli raporunda ve Avrupa insan Haklan Mahkemesinin 8.7.1999 tarihli kararında Memurin Muhakematı Hakkında Kanuni Muvakkatin uygulanması sonucu Şırnak İl idare Kurulu tarafından verilen 15.8.1991 tarihli takipsizlik kararı hakkında Danıştay 2. Dairesinin 19.9.1991 tarihli onama kararı gündeme gelmekte ve hayat hakkını koruma yönündeki yükümlülüğün ihlal edildiği sonucuna varılmakladır.Nitekim Mahkemece de benimsenen Komisyon raporunda özellikle Komisyon, başvuru sahibinin oğlu ile ilgili ulusal düzeyde yapılan soruşturmanın bağımsız organlarca yapılmadığı zira kovuşturmaya yer olmadığı kararı veren kurulun soruşturmacıyla üyelerden oluştuğu (jandarma subayı olduğu ). Kurul başkanı olarak vali yardımcısının ve üyeler olarak da vilayet üst görevlilerinin yer aldığı bu Kurul mensuplarının esasen güvenlik güçlerinin fiillerinden hukuken sorumlu olan valinin emrinde çalıştıkları, bu bakımdan ne görünürde bağımsızlığa ne de sürekli bu görevde kalma güvencesine sahip olmadıkları vurgulanmıştır. ayrıca soruşturmanın yüzeysel kaldığı (çünkü. Komisyon raporu. AİH Komisyonu yaptığı soruşturma sonunda, soruşturmacının sadece iki tanık dinlemekle yetindiğini; olay yeri tesbit tutanağı altında altı güvenlik görevlisinin imzasının bulunmasına rağmen soruşturmacının hiçbir güvenlik görevlisini dinlemediğini; Komisyon delegeleri önünde yapılan tanık dinleme duruşmalarında Kurul başkanı olan vali yardımcısının operasyona katılan birlik komutanlarının kimliklerinin jandarma teşkilatı tarafından bilindiğini itiraf ettiğini; güvenlik güçleri tarafından açılan ateşin yönünü ve kullanılan mermi sayısını belirlemek için gerekli soruşturmanın yapılmadığını; çatışmaya katılan güvenlik güçleri içinde kimin ateşi sonucu başvuranın oğlunun öldüğünün tespiti konusunda idari makamların yetkisinde olmasına karşın en azından gerekli girişimlerin yapılmadığını Komisyon delegeleri önünde yapılan tanık dinleme duruşmalarında Kurul başkanı olan vali yardımcısı ile soruşturmacı subayın kabul ettiklerini; bu Kurul üyesi Dr. Uysal'ın Komisyon delegeleri önünde yapılan tanık dinleme duruşmalarında Kurul üyelerinin valiye itimat ettiklerini ve bu kararı imzalamak zorunda olduklarını söylemesinin idari soruşturmanın yüzeysel olduğunu gösterdiğini; Danıştay incelemesinin dosya-üzerinden yapıldığını, soruşturmanın bu aşamasının da ölenin yakınlarına kapalı olduğunu, bu kararın onlara tebliğ edilmediğini ve böylece Danıştay nezdinde itirazda bulunma hakkından mahrum kaldıklarını ifade ederek MMK çerçevesinde yapılan soruşturmanın adil olmadığı vurgulanmıştır.) (Öte yandan MMK'nın yerini alan 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un Geçici 1.maddesinde MMK'ya göre başlatılan işlemlerin anılan kanuna göre sonuçlandırılacağı hükmünü içermesi de bu tür ihlallerin devam etmesine sebep olabilecektir..)



D-3) Suç İsnadı Veya Medeni Hak Ve Yükümlülüklerle İlgili Uyuşmazlıklar Kapsamında Değerlendirilmeyip AÎHS'nin 6.Maddesindeki Güvencelerden Yararlanması Mümkün Olmayan İdari Uyuşmazlıklar

AİHM devlet ile memur arasındaki kamu gücüne dayalı örneğin disiplin ilişkisi gibi konulara ilişkin uyuşmazlıkların suç isnadı veya medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklar kapsamında değerlendirilemiyeceğine karar vererek, bu tür uyuşmazlıkların adil (veya dürüst) yargılanma hakkının uygulama alanı dışında tutulan ve AÎHS'nin 6.maddesindeki güvencelerden yararlanması mümkün olmayan idari uyuşmazlıklar olduğu sonucuna varmıştır.

Bu konuda içtihat oluşturan karar. (Fransa'ya karşı açılan Pellegrin davasında AİHM Büyük Dairesinin 4'e karşı 13 oyla verdiği karar örnek olarak gösterilebilir. Gilles Pellegrin isimli Fransız vatandaşının Fransa'ya karşı açtığı davada Büyük Daire 4"e karşı 13 oyla makul süre içinde davanın görülmesine ilişkin hükmün devlet ile memuru arasındaki ilişkinin medeni hukuk ilişkisi olmadığından bahisle 6. madde kapsamında değerlendirilemeyeceğine ve bu nedenle davanın reddine karar vermiştir. Avrupa Toplulukları Divanı'nın ictihatı çerçevesinde ve tek pazarın oluşturulması için koşulları dikkate alan Komisyon'a göre. 48. maddenin 4. paragrafı. Devletin ve diğer benzeri kurumların kapsamına giren istisnaları; Silahlı Kuvvetler. Polis ve diğer kolluk güçleri, yargıçlık, vergi idaresi ve dış işleri gibi faaliyetler olarak belirlemiştir. Ayrıca bu istisna kapsamına devlet bakanlıklarında, bölgesel hükümetlerde, yerel yönetimlerde ve diğer benzer kurumlarda merkez bankalarında çalışan memurlara da devletin kamu gücü etrafındaki faaliyetleri ifa etmeleri veya diğer kamu tüzel kişileri adına hukuki işlemlerin hazırlanması, uygulamaya konulması, bunların uygulanmasının denetimi ve bağımsız kurumların vesayeti ile ilgili görevler de dahil edilmiştir.)

Komisyon'a göre. şu işler ise. kamu gücü kullanılan işlerden sayılamaz:

a- Bir ticari hizmetin yapılmasıyla görevli kurumlar (Örneğin kamu taşımacılığı, elektrik veya gaz dağıtımı, hava veya deniz seyrüsefer işletmeleri, posta ve telekominikasyon. radyo televizyon kurumları gibi)

b- Kamu sağlığına ilişkin uygulamalı hizmetler

c- Kamu kurumlarındaki eğitim

d- Kamu kurumlarındaki sivil amaçlı araştırmalar





Komisyon'a göre. bu faaliyetlerden her biri özel sektörde mevcut olup o alanlarda 48/4. madde uygulanmaktadır. Bu durumda kamu sektöründe de vatandaşlık dışında yapılan işte bir farklılık bulunmaktadır. Bu sonuncu konularda Komisyon Devletlere istisna kapsamında bir görev olduğunu gerekçeleriyle açıklama yükümlülüğü getirmiştir. Aksi takdirde istisna kapsamında kabul edilemez (Pellegrin Paragraf 36-40 ).



Bu karara dayalı olarak Belçika'ya karşı açılan R. davasında AİHM 3. Dairesinin verdiği 27 şubat 2001 tarih ve 33919/96 Başvuru Nolu R. Kararı da. AİHS md. 6'1'in ihlal edilmediğine ilişkin bir diğer kararı oluşturmaktadır (Baş vurucunun askeri eğitimde sakatlanması nedeniyle malüllük tazminatı için açtığı davanın 22 yıl sürmesi). Bu kararlar çerçevesinde pek çok Yüksek Askeri Şura kararına ilişkin olarak Türkiye'ye karşı yapılan başvuruda da uyuşmazlığın 6. madde kapsamına giren uyuşmazlık türü olmadığından bahisle örneğin 1.Dairenin subay ve astsubaylardan oluşan (BATÜR ERBEK -DURAN ve diğerleri -TORAMAN - ÖZDEN - GÖKDEN ve KARACOL- KAPLAN ve diğerleri -GUMUSALAN - DOĞAN - DURGUN - EREZ -DENDEN ve diğerleri - YILDIRIM - GULGONUL - ABUL -DERE –Türkiye 1998) 16 davada da 4.7.2000 tarihli kabul edilmezlik kararı gibi benzer başvurular hakkında kabul edilmezlik kararı vermiştir. Divana göre; Avrupa Konseyine üye pek çok ülke hukukunda memurlarla özel hukuka tabi ücretliler arasında temel bir ayrım yapılmaktadır. Bu durum. AİHM içtihatlarında memurluğa girişte, kariyere ve görevin sona erdirilmesine ilişkin konuların 6/1. maddenin uygulama alanı dışında olduğu sonucuna götürmüştür (Örnek Massa-İtalya'ya karşı 24 Ağustos 1993 tarihli. No: 265-B, Sh.20).

Bu genel istisna tutma ilkesi, birçok davada sınırlandırılıp açıklanmıştır. » örneğin « Massa davasında okul müdürlüğü ifa etmiş olan kocasının ölümü üzerine dava açanın görev değişikliğine dayalı emeklilikten yararlanma başvurusunda bulunması, Francesco Lombardo Davasında ise, maluliyet nedeniyle görevi değiştirilen bir jandarmanın bunun hizmete dayalı hastalıktan kaynaklandığını kendisine memuriyete dayalı öncelikli emeklilik hakkı verilmesini isteyen başvurusu ile ilgili olarak Divan, başvuranların isteminin memuriyete giriş veya kariyerle ilgili olmadığını sadece bir memurun memuriyetini dolaylı olarak sona erdirme konusuna ilişkin olduğunu dolayısıyla mali konulara ilişkin yasal bir hak istemi olduğu sonucuna vararak bu iddiaların medeni haklara ilişkin bir özellik taşıdığını ve 6/1" in ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Buna karşılık Neigel Davasında başvurunun hem memuriyete giriş hem meslek ve hem de mesleğin sona erdirilmesi konularına ilişkin olduğuna karar vererek istemin 6/1 anlamında medeni hak nizası olmadığına karar vermiştir. Birçok diğer kararda da uyuşmazlığın tamamen malvarlığına ilişkin bir hak olması halinde 6/1' in ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bunlar arasında aylığın ödenmesi konusunda (Santa-İtalya. 2 Eylül 1997 tarihli Karar veya esas itibariyle malvarlığına ilişkin sayılacak Nicodemo, 2.9.1997 tarihli Karar ve ayrıca idarenin kamu gücünün doğrudan söz konusu olmadığı haller olarak örneğin Benkessiouer Fransaya karşı, 24.4.1998 tarihli) Karar örnek gösterilebilir.. Bu koşullarda Divan. Devlet ve memurlarına ilişkin uyuşmazlıklardaki güvencelerin uygulanmasına ilişkin şüpheye bir son vermeyi arzu etmektedir bunun için kamu görevlilerine ister sürekli isterse sözleşmeli olsunlar 6. maddenin uygulanmasını, belirlemek için Divan, görevli tarafından ifa edilen görevin ve sorumluluğun niteliğine dayalı bir "işlevsel ölçüt" kabul edilmesinin uygun olacağını düşünmektedir. Bu yapılırken, Sözleşmenin konusunun ve amacının dikkate alınarak 6/1'de sunulan güvenceler getirilen istisnaların sınırlı olmasına özen gösterilmesini istemektedir.



Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesinde Düzenlenen Adil (veya Dürüst) Yargılanma Hakkına İlişkin Güvenceler

Adaletin iyi ve adil bir şekilde işleyebilmesi için Avrupa insan Haklan Sözleşmesinin 6. Maddesinde adil (veya dürüst) yargılanma hakkına ilişkin belli başlı hak ve güvencelere yer verilmiş olup bunlar 3 ana başlıkta incelenebilir.

1) MAHKEME

A- Bir Yargı Yerine Başvuru Hakkı

Bir yargı yerine başvuru hakkı Sözleşmenin 6. maddesinde açıkça düzenlenmiş olmamakla birlikte adil (veya dürüst) yargılanma hakkından söz edebilmek için ortada öncelikle bir yargı yerine başvuru hakkının sağlanması gerekmektedir. Nitekim AİHM. ilk kararlarından biri olan (21.2.1975 tarihli Golder davasında, tutuklu bulunduğu hapishanede görev yapan bir ceza evi gardiyanına karşı dava açmak isteyen Golder'e bu imkanın verilmemesini adaletin inkarı olarak değerlendirmiştir.) ; çünkü mahkemeye erişim hakkının yalnızca bulunması yetmez, etkin olması da gerekir. AİHM ayrıca bir mahkumun avukatıyla duruşma salonu dışında gizlilik içinde görüşememesinin, etkin bir şekilde mahkemeye erişim hakkının ihlâli olduğunu belirledi bu konuda örneklerin bazıları da

(0/07/1998 25201/94 GUERIN—FRANSA/ temyizin reddi (teslim olmayanın temyizi— tutuksuz yargılanan kişinin iki yıl hapis cezasına mah*kum olduktan sonra temyiz mahkemesindeki duruşma tarihinde teslim olmama nedeniyle temyiz hak*kını kaybetmesi)—Md 06(1-01): mahkemeye başvurma hakkının ihlaline )

( COEME ve Diğerleri--Belçika ceza usul boşluğu (Bakanların işledikleri suçlar nedeniyle temyiz mahkemesi tarafından yargılan*masını öngören Anayasa hükmüne rağmen yargılama usulünü düzenleyen özel bir yasa bulunmaması nedeniyle genel ceza usul kanunu hükümlerinin genel kurul halinde toplanan temyiz mahkemesi tara*fından kendi yargılama usulünü düzenleyen hükümlere uygun olduğu ölçüde uygulanarak yapılan yargılama) görevsiz mahkemede yargılanma (bağlantı kuralı olmamasına rağmen Bakan ile şerik sanıkların Bakanın tabi olduğu mahkemede yargılanmaları); bekletici sorun (ön sorunlar hakkında bir başka mahkemeden iki konuda karar alınması talebinin reddedilmesi); sanığın duruşma dışın*daki ifadelerinin delil olarak kullanılması (başvuruculardan birinin duruşma öncesi verdiği ifadenin kararda kullanılması); davanın uzunluğu (ceza, 4 yıl yedi ay sekiz gün, başvuruculardan biri için açılan dava), geriye yürürlü usul değişikliği (dava zaman aşımı süresini uzatan yasanın eski suçlara da uygulanması)—Md 06(1-04): Bakanların yargılanma usulünü düzenleyen uygulama mevzuatı bulunmaması ve uygulanacak usulde belirsizlik nedeniyle adil muhakeme hakkının ihlali*ne—Md 14 + Md 06(1-04); Md 06(1-02): bazı başvurucular için Temyiz mahkemesinin hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tara*fından yargılanma hakkının ihlaline)



(AIT MAUHOUB-FRANSA dava açamama (teminat şartı— ihbar edilen suçun soruşturulması için teminat yatırma zorunlulu*ğu— silahlı soygun suçundan 12 yıla mahkum olan başvurucunun jandarmalar aleyhine yalancı ta*nıklığa teşvik, sahtecilik, yetki suiistimali, rüşvet alma, hırsızlığa teşvik suçlarını işledikleri ihbarında bulunması ve müdahil olmak istemesi, yine başvurucunun iddia tanıkları ve bir jandarmanın kayın biraderi aleyhine hırsızlık, tehdit, şantaj gibi suçları işledikleri ihbarında bulunması ve müdahil olmak istemesi, bu suç ihbarlanyla ilgili adli yardım istemesi, başvurucu hakkında dava devam ettiği gerek*çesiyle adli yardım verilmemesi, başvurucudan her bir şikayet için 80,000 FF teminat istenmesi, te*minat yatırılamadığı için ihbarların kabul edilmemesi}—Md 06(1-01): birinci suç ihbarı konusunda maddenin uygulanabilir olduğuna, mahkemeye başvurma hakkının ihlaline—Md 06(1-01): ikinci suç ihbarı konusunda mahkemeye başvurma hakkının ihlaline.)

belirtelen kararlar daki gibidir.



Özellikle özel hukuk alanında ileri sürülen bu hak, ceza hukuku alanında daha ziyade bir kimseye yönelik tüm suçlamaların bir hakim tarafından karara bağlanılması şeklinde gündeme gelmektedir. Bu çerçevede, Devletin yargıya başvurmayı engellememe görevi yanında, yargıya başvurmayı kolaylaştırma görevi de bulunmaktadır. Bu konuda başvurulacak mahkemenin özellikleri de açıkça belirtilmiştir.Bunlarda sırasıyla

Yasayla kurulmuş: Kanunla kurulan yürütme organları karşısında bağımsız ve tarafsız yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade etmektedir. Ayrıca tabii yargıç (kanuni) olmalıdır. Bu hususta yer bakımından yetkinin yürütme organı tarafından kullanılmasını mahkeme ihlal olarak görmemiştir.

Bağımsız mahkeme: Bağımsız ve tarafsızlık şartları birbirine bağlıdır, ve AİHM tarafından sıkça birlikte değerlendirilir. Bir mahkemenin bağımsız olup olmadığına karar verirken, AİHM aşağıdaki hususları göz önünde bulundurur: üyelerinin atanma biçimi, görev süreleri, dışarıdan baskılara karşı garantilerin varlığı ve kurumun bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı meselesi. AİHM, mahkemenin hem yürütmeden hem de taraflardan bağımsız olması gerektiğini belirtmiştir. Oluşum ve atamada mahkeme üyelerinin yürütme tarafından atanması tek başına sözleşme ihlali sayılmaz. Ancak bir memurun üye olarak katıldığı bir davada amirinin davacı olarak katılması tarafsızlık ve bağımsızlığı etkilediğinden Bağımsız sayılmamaktadır. Türkiye bu yüzden Devlet Güvenlik mahkemesinde bir üyenin askeri yargıçlardan oluşması sebebiyle bir çok davadan mahkum olmuş ve sonuçta buna sebep olan kanun değiştirilmiştir. (ÇIRAKLAR-TÜRKİYE, askeri yargıçlı mahkeme (askeri yargıcın bulunduğu DGM1 de yargılanma)— Md 06(1-02): bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkının ihlaline—Md 06(3)(d): tanık dinletme hakkı yönünden adil muhakeme hakkı bakımından incelemenin gerekli olmadığına—Md 41 (E.50): maddi tazminat talebinin reddine, ihlal tespitinin manevi tazminat talebini karşılamış olduğuna )(Ayrıca SÜREK-Türkiye)



Tarafsız mahkeme: Davanın sonucunu etkileyebilecek bir ön yargının bulunmamasıdır. Buna mahkemenin tüm üyeleri dahildir. Hakimlerin taraflar düzeyinde, onların leh ve aleyhinde bir duyguya yada çıkara sahip olmaması demektir. Bu tanımın kapsamından ise objektif ve subjektif tarafsızlık kavramları çıkmaktadır.Subjektif tarafsızlık daha çok kişisel durumuyla ilgilidir. Hakimin kendisinin akrabasının davalarına bakamamasını kapsar. Objektif tarafsızlık ise kurumsal olarak mahkemelerin hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda toplumda oluşturdukları güven hissidir. Bu hususta yargılamanın başından son aşamasına kadar değerlendirilmektedir. Önceden iddia makamında olan birinin daha sonra üst mahkemede yargıç heyetine dahil olması gibi. Ayrıca bu hususta hakimin davanın daha başında sanığın suçsuz olduğu kanatiyle olaya bakması demektir. AİHM, hakkında tarafsızlığından kor*ku duyulması için meşru neden bulunan tüm yargıçların çekilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.(Piersack Belçikaya karşı) Bir sanık tarafsızlık meselesini gündeme getirirse, "tamamen esastan yoksun" olmadı*ğı takdirde mutlaka soruşturulmalıdır. (Remli Fransa'ya karşı davasında jüri üyelerinden birinin "Ne varmış, ben ırkçıyım işte" dediğini bir üçüncü şahıs işitmişti. Ulusal mahkeme kendi dışında cereyan ettiği öne sürülen olayları resmi olarak ele alamayacağına karar vermişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, ulusal mahkemenin tarafsızlığı doğrulamak için hiçbir kontrol yapmadığını, böylelikle de başvurucuyu Sözleşme şartlarına ters düşecek bir durumu düzeltme fırsatından yoksun bıraktığını) belirterek ihlal oluştuğu kanatına varmıştır.

(Zana-Türkiye'ye karşı,. No: 29851/96. T. 06.03.2001; AİHS md.6/l'in ihlali Yargılamada sivil mahkemede askeri hakim bulunması AİHS md.6/1’e aykırıdır. Bu durumun tespit edilmesi adil yargılamaya aykırılık oluşturur 18.7.2000, Şener Davası Haber ve yorumda gerçeği açıklama ve dolayısıyla düşünceyi açıklama özgürlüğü ile ilgilidir. 6'1'nci maddenin ihlali, bağımsız ve tarafsız mahkemenin ihlali.;Büyükdağ kararı-Türkiyeye karşı,. No: .... T. 21.12.2000. Takipsizlik kararının usulüne uygun tebliğ edilmediği konusunda Büyükdağ'ın şikayetine ilişkin olarak verilen takipsizlik kararı konusunda yaptığı daha sonraki başvurular da görevli ağır ceza mahkemesj başkam tarafından dikkate alınmayarak reddedilmiştir. Bu durumda Divan, 13. maddenin aradığı şartlara cevap veren gerçek ve etkin bir soruşturma yapılmayarak başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Aynı dava da AİHS md.6'2 ve md. 6/3-c' nin incelenmesine yer olmadığına karar veriyor.) Başka ülkelerle ilgili olarak da pek çok karar verilmiştir. Özellikle İtalya ile ilgili pek çok karar vardır.

B- Makul Sürede Yargılanma Hakkı



Yargılamanın adil olması kadar, makul bir sürede yapılması da önemlidir. 6. madde herkese makul bir süre içinde duruşma garantisi verir. AİHM garantinin amacının "mahkemedeki yargılamanın tüm taraflarını çok uzun usul gecikmelerine" karşı korumak olduğunu belirtmiştir." Garanti ayrıca "adaletin etkinliğini ve inandırıcılığını zedeleyebilecek gecikmeler olmaksızın sağlanmasının öneminin altını çizer. " Makul süre şartı, dolayısıyla, makul bir süre içinde ve adli bir karar yoluyla kişinin medeni hukuka ilişkin olarak ya da itham edildiği suç nedeniyle içinde bulunduğu güvensiz durumun giderilmesini teminat altına alır: bu, ilgili kişinin menfaatine olduğu kadar yasal kesinlik için de gereklidir.

Sürenin Başlangıcı: medeni hukuk davalarında yargılamanın başlatılması,yani davanın yetkili yargı makamı önüne götürüldüğü tarihte, ceza davalarında ise suçlamanın yapılması ile işlemeye başlar . Ancak burada suçlama kavramı mahkemeden önceye ithamdan veya süpheli sıfatını almasından sonra da başlayabilir.

Sürenin Bitimi: ise mümkün olan en yüksek mahkemede yargılama sona erdiğinde, yani karar nihai hale geldiğinde sürenin işleyişi durur. AİHM, yargılamanın süresini Taraf Devletin bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihten itibaren inceler ancak söz konusu davanın o tarihte hangi durum ve aşamada olduğu da dikkate alınır. Ayrıca bazı durumlarda davanın bitmesi şartını da aramaz. Çünkü başvuru tarihinde dava bitmemişse ve çok uzun süre geçmişse bu durumda davanın sonuçlanması da makul sürede bittiği manasına gelmeyeceğinden mahkeme konuyu inceler.

AİHM, içtihadında belirli bir süre değerlendirmesinde neyin makul olduğunu tanımlarken şu faktörlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtir: davanın karmaşıklığı, başvurucunun davranışı, adli ve idari makamlarının davranışı ve başvurucu için neyin yitirilebileceği.



Davanın karmaşıklığı bir davanın karmaşık olup olmadığı değerlendirilirken davanın tüm boyutları göz önünde bulundurulur. Karmaşıklık hem olaya ilişkin sorunlar hem de yasal meselelerle ilgili olabilir. AİHM'nin önem verdikleri arasında, temin edilmesi gereken maddi deliller, suçlanan kişi ve tanık sayısı, uluslararası unsurlar, davanın başka davalarla birleştirilmesi ve usule başka kişilerce yapılan müdahaleler bulunur.

Çok karmaşık olan bir davada bazen yargılama haklı olarak uzayabilir.

Başvurucunun davranışı, başvurucunun sonuçta hüküm giymesine yol açabilecek yargılamaları hızlandırmak için faal bir şekilde işbirliği yapması gerekmez." Başvurucular eğer yargılamayı hızlandırmaya çalışırlarsa, bu onların lehine değerlendirilecektir ancak yargılamanın hızlandırılması için teşebbüste bulunulmamış olması mutlaka belirleyici değildir.(Ör Beaumartin- Fransa'ya karşı davasında; ilk duruşmayı beş yılı aşan bir süre sonra yapan Fransız mahkemesi ve kendi lâyihasını sunması 20 aydan fazla süren davalı bakanlık, yani yetkililer AİHM tarafından daha kusurlu bulunmuştur.)

Yetkililerin davranışı, makul süre garantisine uyulup uyulmadığını değerlendirmekte yalnızca Devlete atfedilebilecek gecikmeler göz önünde bulundurulabilir. Ancak, Devlet tüm idari ve adli makamlarının neden olduğu gecikmelerden sorumludur.

Yargılamanın uzun sürmesine ilişkin davalarda, AİHM adaletin hakkaniyete uygun şekilde yerine getirilmesi ilkesini gözetmiş ve ulusal mahkemelerin açılan davaları uygun şekilde ele alma görevi olduğunu belirtmiştir. Belirli nedenlerden dolayı veya kanıt toplama amacıyla erteleme kararları önem taşıyabilir. Ewing Birleşik Krallığa karşı" davasında üç davanın birleştirilmesinden dolayı oluşan gecikme keyfi yada gayri makul veya adaletin hakkaniyete uygun yerine getirilmesine neden olacak bir gecikme olarak nitelendirilmemiştir.

AİHM adli yetkililerin yargılamayı mümkün olduğunca hızlandırma çabalarının başvurucunun 6. madde kapsamındaki garantilerden yararlanmasını sağlamak açısından önem taşıdığını açıklığa kavuşturmuştur. Dolayısıyla, ulusal mahkemenin özel bir görevi de yargılamada rolü olan herkesin gereksiz gecikmeleri önlemek için azami çaba göstermesini sağlamaktır Strazburg organları tarafından Devlete atfedilebileceği kararlaştırılan gecikmelerin arasında, hukuk davalarında, bir başka davanın sonucunun beklenmesi amacıyla davanın ertelenmesi, mahkemenin duruşmalardaki tutumu veya Devlet tarafından kanıtların sunulması yada oluşturulması nedeniyle meydana gelen gecikmeler veya mahkeme katipliği yada başka idari makamların neden olduğu gecikmeler sayılabilir. Ceza davalarındaki gecikmeler arasında davaların mahkemeler arasında devredilmesi, iki veya daha fazla sanığın birlikte duruşmaya çıkarılması, kararın sanığa duyurulması ve temyiz başvurularının yapılması ile temyiz davalarının görülmesi bulunur.

AİHM Yukarıdaki davada, AİHM gecikme nedeninin, Devletin mahkeme sisteminde uzun süredir devam eden iş yükü yığılması olduğu tespitinde bulunarak, 6. madde kapsamındaki makul süre garantisinin Devlet bu durumu çözümleyecek yeterli önlemleri uygulamaya koymadığı için ihlâl edildiğini karar vermiştir. Yeterli önlemlerin arasında ek yargıç ya da idari personel atanması da bulunmaktadır. Ancak, bu yığılmanın sadece geçici ve istisnai olduğu durumlarda Devlet tarafından gerekli çözümleyici çalışmalar da makul bir süratle yapılmışsa ihlâl bulunmayacaktır. Bu değerlendirmeyi yaparken AİHM ilgili Devletin siyasi ve sosyal geçmişini göz önünde bulundurmaya hazırdır.Zimmerman ve Steiner İsviçre'ye karşı davasında Devletlerin, "yasal sistemlerini mahkemelerin 6. Madde (1)de yer alan şartlara, makul bir sürede yargılama dahil olmak üzere, uyacak şekilde düzenlemek" ile görevli olduğunu belirtmiştir.



AİHM davanın kendi özel şartları içinde değerlendirme yaptığı için, mutlak bir süre belirlememiştir. Bazı durumlarda AİHM doğrudan yukarıdaki kriterlere gönderme yapmak yerine genel bir değerlendirme yapar.

AİHM birçok ülke gibi Türkiye ile ilgili olarak bu konuda pek çok mahkumiyet kararı vermiştir. Bunlardan ilki MANSUR kararıdır. Bu davada mahkeme,

“AİHS'nin 6/1. maddesindeki makûl süre içinde yargılama yapılmadığı sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe ile. makûl süre içinde muhakeme edilmeye veya serbest bırakılmaya hakkı olduğuna ilişkin kişi güvenliği kuralının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.” Zira. Divan'a göre, MANSUR'un Türkiye'nin Divan'ın zorunlu yargı yetkisini kabul ettiği tarihten sonraki tutukluluk süresi belki bir yıl üç ay sekiz gün ise de, bu sürenin 5.11.1984 tarihinde gözaltı süresiyle başladığı unutmamalıdır. Öte yandan, davanın karmaşıklığı ve delilleri zamanında sağlayamama iddiaları da doğru değildir. Zira. “Divan. aynı şehirde iki dava sürdüğünün yargılamadan üç yıl sonra fark edilmesini, yıllarca tekrar istenen belgenin Yunanistan'da T. C Büyükelçiliğine daha önce teslim edilmiş olmasını ve 1991 yılında ise, Yunanistan'da zoralımına karar verilen uyuşturucunun analiz raporunun 1990 temmuzunda Yunanistan'dan gelmesine karşılık. 1991 şubat ayında bu raporun halâ tercüme edilmemesine rağmen, Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin tercümesi istenen belgeler olmadan, MANSUR'un itirafları ve Adli Tıbbın görüşü gibi delillere dayanarak karar vermesini, davanın karmaşık ve uzun zaman aldığı iddiasını çürüttüğüne karar vermiştir.” Ayrıca uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili bir davanın söz konusu olmasının makûl süre içinde yargılama yapılması kuralını ortadan kaldırmadığı gibi. o kadar yıl uğraşmadan sonra sağlanan uyuşturucu madde analiz raporunun tercüme ettirilerek kullanılması yerine başka bilgi ve belgelere dayanarak hükmün kurulmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin halâ bir türlü anlayamadığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, maddi zararın olmadığını vurgulayıp, AİHS.nin 50. maddesine göre manevi tazminat olarak otuz bin ve mahkeme masrafları olarak da otuz bin Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.

Bir yandan sanığın işlediği suçun ağır cezalık bir suç olması, diğer yandan mahkûmiyetini gerektirecek ciddi deliller bulunması ve hatta bunu mahkûmiyet kararının doğrulamasının gerekçe gösterilerek tutukluluk halinin uzatılamayacağını;verilen mahkumiyet haklı bile olsa makul sürenin aşılamıyacağını belirtmektedir.

C- Davanın Hakkaniyete Uygun(adil) Dinlenmesini İstemek Hakkı



Sözleşmenin 6. maddesinde davanın hakkaniyete uygun dinlenmesini istemek hakkı, silahların eşitliği, kararların gerekçeli olması, yargılama dilini anlama (ayrıca tercüman hakkı). duruşmada şahsen hazır bulunma hakkı, hukuka uygun delillerden yararlanma yükümlülüğü. hakimin savunma makamına samimi davranması ve onu hataya düşürmemesi yükümlülüğü bu çerçevede değerlendirilebilir. Görülmekte olan davayı etkileyecek davranışlardan sakınılması yönündeki kurallarda bu hak kapsamındadır. Aleni yargılamayı ise, ayrı bir başlık halinde değerlendirmek mümkündür.



Silahların Eşitliği: Bunun anlamı bir davaya taraf olan herkesin karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakma*yacak şartlarda, (iddia ve savunma,-davalı ile davacı) iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmesidir. Göç davasında savcılık veya soruşturma makamının ellerin*deki ya da ulaşabildikleri ve sanığın kendisi*ni temize çıkarabilmesine veya cezasını azaltmasına yardımcı olabilecek nitelikteki tüm malzemeleri açıklamakla yükümlü oldu*ğu şeklinde anlaşıldığını belirlemiştir. Örneğin AİHM, Bönisch Avusturya'ya karşı davasında savunma tarafından çağrılan bir uzman tanığa savcılık ya da mahkeme tarafından çağrılan tanıklarla aynı imkânların tanınmamasının, 6. madde (1) İhlâli olduğunu belirlemiştir. Hukuk davalarında da aynı durum taraflar arasında belgelere ulaşılmasını devletin engellemesi halinde de geçerlidir. Dava devam ederken kanunun değişip devlete avantaj sağlanması da bu kapsamdadır. (Stran Yunanistan)Bu konuda ayrıca şu kiriterler de göz önüne alınmaktadır.

(20/02/1996 15764/89 LOMBO MACHADO-PORTEKÎZ dava tarafının görüşünü almama (kanun sözcüsü görüşüne karşı— temyiz mahkemesi önündeki hukuk davasında temyiz mahkemesindeki kanun sözcüsünün görüşünün başvurucuya iletilmemesi ve görüşünün alınmaması ve başvurucunun talebinin reddine dair görüş bildiren kanun sözcüsünün heyetin müzakeresine katılması)—Md 06(1-04): muhalifli yargılanma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 41 (E.50): ihlal tespitinin manevi zararı karşıladığına, ücretler ve masraflar için l milyon 500,000 Esküdo ödenmesine,)

( 24/11/1997 21835/93 VVERNER-AVUSTURYA duruşmasız yargılanma (haksız tutuklama tazminat talebinin kredi kartıyla dolandırıcılık suçu işlediğine dair kuşkunun ortadan kalmış olmayıp masumluğu kanıtlanmadığı gerekçesiyle reddedilmesine dair yargılama sırasında duruşma yapılmaması); kararın aleni verilmemesi (haksız tutuklama tazminatı talebinin reddine dair kararın tefhim veya tebliğ edilmemesi); dava tarafının görüşünü almama (savcı görüşüne karşı— temyiz mahkemesi savcısının görüşünün başvurucuya iletilmemesi)—Md 35 (E.26): iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddine—Md 06(1-05): aleni yargılanma hakkının ihlaline—Md 06(1-06): aleni karar hakkının ihlaline—Md 06(1-04): savcılık mütalaası hakkında görüşü alınmak üzere başvurucuya tebliğ edilmemesi nedeniyle muhalifti yargılanma hakkı ile silahlarda eşitlik ilkesi bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 41 (E.50): maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, ücretler ve masraflar için toplam 128,501 Şilin ödenmesine)

Duruşmada bulunma hakkı: Davanın tarafların hazır bulunacağı açık duruşmada görülmesi, yargılama hukunun sözlülük ve yüzyüzelik (Vicahilik-Çelişiklik) kurallarının doğal sonucudur. Ancak bu hak gıyabi yargılamaya istisnai durumlarlarda (Sanığın mahkemenin tüm imkanlarını kullanmasına rağmen duruşmalara gelmemesi) devam edilmesini engellemez.(Zana Davasında mahkeme yargılamanın istinabe yoluyla yapılmasından ötürü Türkiye’yi mahkum etmiştir.)

(29/10/1991 11826/85 HELMERS-ÎSVEÇ-duruşmasız yargılanma (üst mahkemede— üniversite öğreiitm üyesinin üniversite kurul raporunda kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle yaptığı suç şikayeti üzerine açılan davada ilk derece mahkemesi tarafından duruşma yapıldıktan sonra beraat karan vermesi üzerine başvurucunun itirazını inceleyen üst nmahkmıe önünde duruşma yapmaması)—Md 06(1-04): duruşmalı yargılanma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 41 (E.50): manevi tazminat olarak 25,000 Kron ödenmesİne ),.:

(23/02/1994 18928/91 FREDIN-lSVEC (No. 2)duruşmasız yargılanma (taş ocağı işletme ruhsatının ruhsat iptali kararırının kaldırılması için tek dereceli mahkeme olarak beş yargıçlı Yüksek İdare mahkemesi önündeki yargılamada duruşma yapılması talebinin reddedilmesi)—Md 06(1-04): duruşmalı yargılanma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline)

(BOTTEN- NORVEÇ -yoklukta duruşma (duruşmaya davet edilmeme— beraat ettiği ilk derece mahkemesinden sonra üst mahkemedeki duruşmada bulunmayıp avukatla savunma yapan başvurucunun üst mahkemenin yeni yorumunu göre tedbirsizlik ve dikkatsizlikten ölüme sebebiyet vermekten mahkum olması, denizde kurtarma sırasında ihmal)—Md 06(1-04): duruşmaya davet edilmeyip doğrudan değerlendirme için dinlenmeyerek bizzat savunma imkanı verilmemesi nedeniyle adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 41 (E.50): adil karşılık talebinde bulunmama ve ücretler ve masraflar için alınan adli yardımın yeterli olduğuna)

Gerekçeli Karar: 6. madde uyarınca yerel mahkemeler hem ceza hem de hukuk davalarında kararlarının gerekçelerini belirtmelidir. Mahkemeler tüm sorulara ayrıntılı cevap vermek zorunda de*ğildir, ancak davanın sonucunu temelden etkileyecek bir lâyiha varsa mahkeme kara*rında özellikle bunun üzerinde durmalıdır.



Susma hakkı ve kendi aleyhine delil göstermeye zorlanmama hakkı: Susma hakkını kullanan sanık sırf bu husus sebep gösterilerek mahkum edilemez.(murray İNG) ancak bu hak mutlak haklardan değildir.

(08/02/1996 18731/91 JOHN MURRAY—BiRLEŞiK KRALLIK kendini suçlandırmama (susma hakkını kullanarak ifade vermeme— suçüstü yapılan durumda sanığın hazırlık soruşturmasında ve duruşmada ifade vermeyerek durumunu açıklayamaması nedeniyle mahkemenin sanığın aleyhinde çıkarsamada bulunması); avukatla görüştürmeme (gözaltında— hazırlık soruşturmasının ilk 48 saatinde sanığın avukatla görüştürülmemesi)—Md 06(1-04) > Md 06(2): susma hakkının kullanılmasından aleyhe sonuç çıkarma nedeniyle masumiyet karinesi bakımından adil muhakeme hakkının ihlal edilmediğine~Md 06(1-04) > Md 06(3)(c): avukatla görüştürmeme nedeniyle avukatla savunma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 41 (£.50): ihlal tespitinin manevi zararı karşıladığına, ücretler ve masraflar için 15,000 Sterlin ödenmesine)

D- Duruşmanın Aleniliği



Aleni yargılama, duruşmaların aleni ve hükmün açık duruşmada verilmesini ifade eder. Gizli celse belli konularda kurallara uygun olarak (küçüğün korunması, özel hayatın gizliliğinin korunması gibi) istisnai olarak verilebilir. Bu hak asli haklardandır. Adli kurumların baktığı davaların 6. madde (l)de söz edilen kamusal niteliği davacıları adaletin gizlice, kamuoyu denetimi olmaksızın yürütülüp karar verilmesine karşı korur. Ayrıca gerek üst ve gerek alt mahkemelerde güven ortamının devamını sağlar. Açık Duruşma hakkı genel olarak, istisnası yoksa sözlü duruşma hakkını kapsar. Açık duruşma alt mahkemede yapılmamışsa üst mahkemede açık yapılarak düzeltilebilir.

( 23/06/1994 16997/90 DE MOOR—BELÇÎKA gerekçesiz karar (kanuni gerekçe göstermeme— ordudan emekli olup hukuk fakültesini bitirdikten sonra Baroya kaydedilmek isteyen başvurucunun Baroya kayıtlı çok sayıda avukat bulunması nedeniyle reddedilmesi üzerine açılan davada Danıştay'ın kendini konu bakımından yetkisiz görmesi, Adalet Teşkilatı Kanununda adayın sadece avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan bir durumun bulunması ve yetersiz olması halinde Baroya kaydedilemeyeceğinin öngörülmesi); duruşmanın aleni yapılmaması (Baro Yönetim Kurulunun kamuya açık olmayan yargılaması); davanın uzunluğu Md 35 (E.26): iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddine—Md 06(1-04): maddenin uygulanabilir olduğuna, Baronun talebi reddederken kanuna dayanan gerekçe göstermemiş olması nedeniyle gerekçeli karar hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—M.d 06(1-05): Baro yönetim kurulu aleni yargılama yapmadığından, aleni yargılanma hakkının ihlaline—Md 06(1-03): makul sürede yargılanma hakkının Hilaline—Md 41 (E.50): maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat olarak 400,000 Belçika Frangı, ücretler ve masraflar için 40,000 Belçika Frangı ö-denmesine)

E- Aleni karar hakkı:



6. madde hükmün açık oturumda verileceğini belirtir. Bu hüküm duruşmaların açık yapılmasını (bkz. yukarıda) gerektiren kuralda müsaade edilen istisnaların hiçbirine tabi değildir. Ancak, bunun amacı da kamuoyu kontrolü sağlayarak adil yargılamaya katkıda bulunmaktır. AİHM "hükmün açık oturumda verilmesi" ifadesinin her zaman hükmün mahkemede yüksek sesle okunması anlamına gelmediğini belirtmiştir. Pretto ve diğerleri İtalya'ya karşı davasında AİHM şunu bildirmiştir:her davada davalı Devletin iç hukukuna göre "hükmün" verilmesi esnasındaki açık oturum koşulları, söz konusu yargılamanın kendi özellikleri ışığında ve 6. madde (I)in hedef ve amacı uyarınca değerlendirilir. Bu illa kararın yüksek sesle söylenmesi demek değildir. Bazı davalarda kararın mahkeme kalemine asılması ihlal olarak görülmemiştir. Ancak Werner Avsuturya'ya karşıve Szucs Avsuturya'ya karşı davalarında ne birinci derece ne de temyiz mahkemelerince hüküm açık oturumda verilmemiş olduğundan, hükümlerin tam metinleri kalemlerde halka açık bir şekilde bulunmadığından ve erişim sadece "meşru ilgisi" olanlarla kısıtlı tutulduğundan, AİHM 6. maddenin ihlâl edildiğini kararlaştırmıştır.

( 24/11/1997 20602/92 SZUCS-AVUSTURYA kararın aleni verilmemesi (üst mahkemede— masumiyetin gölgelenmesi, kredi kartıyla dolandırıcılık suçu işlediğine dair kuşkunun ortadan kalmış olmayıp masumluğu kanıtlanmadığı gerekçesiyle haksiz tutukluluk nedeniyle tazminat talebini reddeden üst mahkeme kararların aleni olarak verilmemesi)—Md 06(1-06): aleni karar hakkının ihlaline—Md 41 (E.50): ihlal tespitinin manevi zararı karşıladığına, ücretler ve masraflar için 98,501 Silin ödenmesine. )

2) –MASUMİYET (suçsuzluk) KARİNESİ



6. madde(2) uyarınca bir suçla itham edilen herkes yasalara göre suçluluğu ispat edilene dek masum kabul edilir. Ancak bu ilke, Sözleşme tarafından "cezai" kabul edilen hukuk davaları ve mesleki disiplin yargılamaları için de geçerlidir.

Ancak 6. madde (2) genel anlamda suçun kanıtlanması yükümlülüğü savcılıkta kaldığı sürece ispat yükünü savunmasını oluşturmak üzere sanığa devreden kurallara yasaklama getirmez. 6. madde (2) ceza yargılamalarına bütün olarak uygulanır ve yargıçlar tarafından yargı*lamanın durdurulmasına ilişkin veya sanık be*raat ettiğinde sunulan görüşler, masumiyet karinesinin ihlâli sayılacaktır. Minelli isviçre'ye karşı davasında, başvurucunun yargılanması yasal zaman aşımı dolayısıyla durdurulmuştu. Ancak yerel mahkeme bu kişinin yargılama masraflarının bir kısmını ve mağdur olduğu iddia edilen kişiye tazminat ödemesine hükmetmişti, sanki süre aşımı ol*masa, muhtemelen başvurucu hüküm giyecekmİş gibi karar verilmişti. Bu durumda 6. mad*de (2) ihlâl edilmişti, çünkü yerel mahkemenin kararı masumiyet karinesiyle bağdaşmamaktaydı.

AİHM, başvu*rucu "bir suç işlemiş olmakla itham ediliyor*sa", 6. madde (2) hükümlerinin mahkemelerin dışındaki diğer kamu yetkilileri için de geçerli olduğu kararına varmıştır. Ailenet de Ribemont Fransa'ya karşı davasında, başvurucu polisle gözaltındayken üst düzey bir polis memuru ta*rafından basın toplantısında bir cinayetin az*mettiricisi olarak gösterilmişti. Bunun masumiyet karinesinin ihlâli olduğuna karar verilmiş ve daha sonra başvurucunun bir yargıç tarafından delil yetersizliği nedeniyle salıverilmesi bu durumu düzeltememiştir. Masumiyet karinesi yargılama Öncesi olduğu kadar beraat sonrasın*da da gözetilmelidir. Sekanina Avusturya'ya karşı davasında AİHM, beraat kesinleştikten sonra yerel mahkemelerin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğunu kararlaştırmıştır. Masumiyet karinesi sanığın tutuklanmasına engel değildir.

(TELFNER-FRANSA; masumiyeti ispat külfeti (suçsuzluğu ispat külfetinin sanığa yüklenmesi-- başvurucunun arabasının kullanıldığı trafik kazasında arabayı kullananın kim olduğunun tespit edilememesi, kural olarak araç sahibinin arabayı kullandığı şeklinde polis raporuna dayanılarak mahkumiyet karar verilmesi)—Md 06(2): masumiyet karinesinin ihlaline—Md 41: manevi tazminat olarak 20,000 Şilin ödenmesine)

3-SANIĞA TANINAN ASGARİ HAKLAR



3.l) Suçlamanın Niteliği ve Sebebinden En Kısa Zamanda Anladığı Dilde ve Ayrıntılı Olarak Sanığın Haberdar Edilme Hakkı:



6. madde (3) a kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmesi gerektiğini belittir. 6, madde (2) gibi bu madde de Sözleşme kapsamında "cezai" kabul edilen, mesleki disiplin yargılamaları gibi hukuk davalarına da uygulanır." Bu hüküm sanığa suçlama yöneltildiği zaman veya yargılamanın başlangıcında bilgi verilmesini amaçlar.

Bu madde ile 5. madde (2) arasındaki ilişkiye gelince: ikincisi genellikle daha az ayrıntı gerektirir ve diğeri kadar katı değildir.De Salvador Torres ispanya 'ya karşı- davasında, başvurucu yerel mahke*menin suçlamada söz edilmeyen ağırlaştırıcı bir koşula dayanarak cezasını ağırlaştırdı*ğından yakınmıştı. Ancak, AİHM bir ihlâl bulmadı çünkü bu koşul sanık tarafından sözleşmenin başından beri bilinmekteydi.

3.2) Savunmasını Hazırlaması İçin Gerekli Zaman ve Kolaylıklara sahip Olma Hakkı



6. madde (3) b kendisine bir suç yöneltilen herkesin savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkı bulunduğunu belirtir. Bu koşul kimi hukuk davalarına da uygulanır.

Bu hüküm çerçevesinde yargıcın anahtar görevi, bu gereklilik ile duruşmaların makul bir süre içinde sonuçlandırılması zorunluluğu arasında doğru dengeyi yakalamaktır. Bu hüküm ayrıca 6. madde (3) c, yani bir avukatın yardımından ve ücretsiz avukat hizmetinden yararlanma hakkıyla yakından bağlantılıdır. Zamanın yeterliliği, davanın tüm koşullarına bağlı olarak, davanın karmaşıklık düzeyi ve yargılamada ulaşılan aşama da göz önünde bulundurularak saptanacaktır Esas unsurlardan biri de savunma avukatının hazırlıklarını gereğince yapmasına izin vermeye yeterli bir süre Önce atanmış olmasıdır." Bu ilke sanığın avukatının tutuklu yargılanan tüm müvekkillerine davanın tüm unsurlarını görüşmek İçin kısıtlaması ve mahremiyet içinde ulaşabilmesinin sağlandığı varsayımını ima eder. Avukatın ziyaret için rutin olarak yargıç ya da savcılılıktan önceden müsaade almasını gerektiren bir sistem bu fıkranın ihlâli anlamına gelir. Yargıçlar tüm taraflara tutuklu yargılanma kararını verirken ya da tutukluluk süresini uzatırken avukat ziyaretleri için kendilerinden müsaade alınmasına gerek OLMADIĞINI açıkça belirtmelidirler. Eğer ayrıca savcı avukat ziyaretlerini izne bağlamak isterse, bu sadece bu hükmün ihlâli sayılmakla kalmayıp tüm yargılamanın adilliği sorgulanır hale gelir. Bu bağlamda cezaevi yetkilileri avukat ziyaretlerine kolaylık sağlamak için yargıçtan müsaade isteyemezler. Ayrıca cezaevi yetkililerinin, avukat ziyaretlerinin mahremiyetini sağlayacak ve cezaevi yetkililerinin görüşmeyi işitemeyeceği yeterlilikle tesisleri temin etmesi gereklidir.Sanık veya avukatlarının yeterli İmkânların sağlanmadığını iddia ettiği durumlarda, yargılamanın 6. madde (3) b ihlâl edilmeksizin sürdürülüp sürdürülemeyeceğine karar verme sorumluluğu yargıca aittir. Bunu yaparken yargıç, sanığın savunmasını hazırlarken avukatıyla özgürce iletişim kurma hakkının, adil yargılama kavramı içinde mutlaka merkezi olarak görülmesi gerektiğini göz önünde bulunduracaktır. ...Komisyon, kendisine bir suçlama yöneltilen herkesin faydalanacağı "kolaylıkların " arasında, kişiyi savunmasını hazırlamak için yargılama esnasında yürütülen soruşturmaların sonuçlarıyla ilgili bilgilendirilmek de bulunduğu görüşündedir. Ayrıca Komisyon, her ne kadar savcılık dosyasına erişme hakkı Sözleşmede açıkça ifade edilmese de bu hakkın 6. maddenin 3.b fıkrasından anlaşılabileceğini daha önce açıklığa kavuşturmuştur... Ancak soruşturma talimatının kimin tarafından ve ne zaman verildiği ve kimin yetkisinde yapıldığının pek önemi yoktur.

Komisyon şunları da belirtmiştir:

Kısaca, 6. maddenin 3. b fıkrası sanığın, kendini temize çıkartmak veya cezasını hafifletmek amacıyla, yetkili makamlar tarafından toplanan veya toplanabilecek tüm ilgili unsurlara erişme olanağına sahip olması gerekir. Ayrıca, AIHM bir devletin sanığın avukatının dosyaya erişim hakkını sınırlandırabileceğini kararlaştırmıştır. Adaletin idaresinin menfaatine ilişkin sağlam bir neden bulunduğu takdirde, kanıtların başvurucuya ifşa edilmesine getirilen sınırlandırmalar, kanıtın savunma İçin önemli olabileceği ihtimalinin varolduğu durumlarda bile kabul edilebilir bulunmuştur. .

(25/03/1999 25444/94 PELISSIER ve SASSI-FRANSA;suç niteliğinde değişikliğe uygun savunma yapamama (hileli iflas suçundan açılan davada yönetici olmadıkları gerekçesiyle beraat kararından sonra üst mahkeme tarafından hileli iflas suçunu yardım suçundan mahkumiyet kararı verilmeden önce ek savunma alınmaması); davanın uzunluğu (ceza, 9 yıl beş ay 8 yıl sekiz ay iki gün)—Md 06(1-04) > Md 06(3)(a): hileli iflasa yardım suçu isnadı yargılamanın hiç bir aşamasında sanıklara bildirilmediğinden, suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında bilgilendirilme hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 06(1-04) > Md 06(3)(b): yardım suçunun oluşabilmesi için özel unsurlar gerekmekte olup suça iştirakin derecesiyle sınırlı bir farklılık olmadığından, mahkum olunan suç isnad edilmiş olsaydı savunma değişik olabileceğinden, savunma için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline~Md 06(1-03): makul sürede yargılanma hakkının ihlaline—Md 41: manevi tazmi-nat olarak toplam 180,000 FF, ücretler ve masraflar için toplam 140,000 FF ödenmesine)

3.3) Sanığın Kendi Kendini Savunması veya kendi Seçeceği Bir Müdafiin veya Haberdar Edilme Hakkı



6.madde (3) c, sanığın kendi kendini veya kendi seçtiği avukatı aracılığıyla savunması ve avukat tutacak maddi gücü olmadığında adaletin selameti gerektiriyorsa, görevlendirilecek bir avukatın yardımından ücret ödemeksizin yararlanabilmesini öngörür. AİHM kişinin kendisini şahsen temsil etme hakkının mutlak bir hak olmadığını belirlemiştir. Croissani Almanya'ya karşı davasında, bir sanığın yerel mahkemedeki yargılama esnasında bir avukatın yardımından faydalanma hakkının 6.madde (3) c ile bağdaşmaz olmadığını belirtmiştir. Sanığın para ödemeksizin avukat yardımından yararlandırılmasının sadece teorik ve hayali olmaması pratik ve etkin olması gerekir. Artico İtalya'ya karşı davasında AİHM, yetkililerin para Ödemeksizin görevlendirilen bir avukatın tüm eksikliklerinden ve savunmayı yürütüş şeklinden sorumlu tutulamayacağını belirtmesine karşın, şunları vurgulamıştır:

... 6. madde (3) c kapsamında "atama" değil "yardımdan" söz edilir. Aynen, sadece atama yapılması da etkin yardımın gerçekleştiği anlamına gelmez çünkü yardım amacıyla görevlendirilen avukat ölebilir, ciddi bir hastalık geçirebilir, uzun süre is görmekten alıkoyulabilir veya üstlendiği görevleri azaltmak isteyebilir. Böyle bir durumdan haberdar edildikleri takdirde yetkililerin bu avukatı ya değiştirmesi ya da yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlaması gerekir.

Komisyon, avukat seçme hakkının sadece sanığın avukatın ücretini ödeme gücünün olduğu durumlarda oluştuğunu belirlemiştir. Buna göre, ücretsiz yasal yardımdan faydalanan bir sanık dava vekilini seçme hakkına sahip olmadığı gibi, bu konuda kendisine danışılması da gerekmez.; Seçme hakkı mutlak değilse bile: Devlet avukatların mahkemede bulunmalarını düzenleme hakkına sahiptir ve bazı durumlarda bazı kişilerin ehliyetlerini hariç tutabilir. Bir sanığın ücretsiz avukat yardımına hak kazanması iki koşula bağlıdır. Öncelikle, sanığın avukata ödeme yapacak yeterli maddi gücü olmaması gerekir. Bu meseleye ilişkin Sözleşme kurumlarına çok fazla başvuruda bulunulmamıştır, ancak anlaşıldığı kadarıyla, sanığın ödeme gücü olmadığını göstermesi için gereken kanıtların çıtası çok yüksek tutulmamalıdır. İkinci koşul da ücretsiz avukat sağlanmasının adaletin selameti için gerekli olmasıdır. Burada bir dizi ilgili unsur bulunur. AİHM sanığın kendisinin yardım almaksızın davayı ne kadar yeterli bir şekilde sunabileceğini göz önünde bulunduracaktır. Hoang Fransa'ya karşr) davasında AİHM, karmaşık meseleler söz konusu olduğunda, sanık da davayı sunacak ve uygun iddiaları geliştirecek hukuki eğitime sahip değilse ve sadece deneyimli bir avukatın davayı hazırlayabilmesi mümkünse, adaletin selameti için davada resmi olarak bir avukatın görevlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. AÎHM ayrıca davanın karmaşıklığını da göz önünde bulunduracaktır. Son olarak, muhtemel yaptırımın derecesi de ücretsiz avukat sağlanmasında ilgili bir unsurdur.

( 20/03/2001 34989/97 GOEDHART—BELÇiKA avukatla savunamama (duruşmaya gelmeyen sanığın duruşmada avukatla temsil edilmesine izin verilmeyerek gıyapta yargılamaya devam edilmesi, uyuşturucu suçundan ilk derece mahkemesi ve Üst mahkeme önünde temsil edilmesine izin verilmemesi); temyizin reddi (mahkumiyet kararı üzerine teslim olmama nedeniyle temyiz başvurusunun incelemeden reddedilmesi ve mahkumiyetinin onanması)—Md 06(1-04) > Md 06(3)(c): avukatla savunma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının. ihlaline—Md 06(1-01): temyiz mahkemesine başvuru engeli nedeniyle mahkemeye başvurma hakkının ihlaline—Md 41: ücretler ve masraflar için toplam 30,000 FF ödenmesine

(20/03/2001 36449/97 STROEK—BELÇİKA avukatla savunamama (duruşmaya gelmeyen sanığın duruşmada avukatla temsil edilmesine izin verilmeyerek yoklukta yargılamaya devam edilmesi, uyuşturucu suçundan ilk derece mahkemesi ö-nündc temsil edilen sanıkların üst mahkemede temsil edilmelerine izin verilmemesi); temyizin reddi (mahkumiyet kararı üzerine teslim olmama nedeniyle temyiz başvurusunun incelenmeden reddedilmesi ve mahkumiyet kararının onanması)—Md 06(1-04) > Md 06(3)(c): avukatla savunma hakkı bakımından adil muhakeme hakkının ihlaline—Md 06(1-01): temyiz mahkemesine başvuru engeli nedeniyle mahkemeye başvurma hakkının ihlaline—Md 41: ücretler ve masraflar için toplanı 50,000 FF ödenmesine)

3.4) Tanıkların Dinlenmesinde Hak Eşitliği

6.madde (3) d sanığın iddia makamının tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia makamı tanıklarıyla aynı koşutlar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanması talebinde bulunmak hakkını öngörür. Burada değinilen konulardan bazıları kanıtlarla ilgili 12. bölümde de yer almaktadır. Genel ilke uyarınca, sanıkların kendi davaları için ilgili olduğunu düşündükleri ı um tanıkları çağırma ve sorgulamalarına, ayrıca savcı tarafından çağırılan veya ifadesi dayanak alınan tüm tanıkları sorgulamalarına izin verilmelidir. Bu hüküm sanığa tanık çağırmak veya yerel mahkemeleri belli bir tanığı dinlemeye zorlamak için mutlak bir hak sağlamaz. İç hukuk tanıkların kabul edilebilirliğine ilişkin koşulları belirler ve yetkili merciler vereceği ifadenin ilgili olmadığı ortaya çıkarsa bir tanığın çağırılmasına izin vermeyebilirler. Başvurucu bu durumda belli bir tanığın dinlenmemesinin davasında önyargıya neden olduğunu göstermek durumundadır. Ancak, tanıkların çağrılması ve dinlenmesine ilişkin usuller savcılık ve savunma tanıkları için aynı olmalı ve silahların eşitliği ilkesi gözetilmelidir. Prensipte, savcılığın dayanak aldığı tüm kanıtların sanığın hazır bulunduğu açık bir duruşmada karşıt iddia ileri sürme imkânı sağ*lanarak sunulması gerekir. Bu durumda sav*cılık, sanığın veya suç ortaklarının misille*mesinden korktuğu için tanık olarak gelmeyen bir kişinin yazılı ifadesini sunarsa sorun olu*şur. Savcılığın sanık tarafından çapraz sorgu*lanmayan bir tanığın ifadesini dayanak alma*sına sadece istisnai durumlarda izin verilir. Yargıcın savcılık dosyasına istinaden, ancak savcının hazır bulunarak sanık tarafından getirilen itirazları yanıtlamadığı bir durumda yöneltilen suçlama hakkında karar vermesi, bu hükmün ihlâl edilmesi riskine yol açabilir.

Tabii ki yargıç kendi tarafsızlığından taviz vermeksizin savcının iddiasını savunamaz. Sözleşmeye Taraf Devletlerin birçoğunda bazı tanıkları, örneğin aile bireyleri gibi, ifade vermekten azleden kurallar bulunmaktadır. AİHM, Unterpetinger Avusturya'ya karşı2™ davasında, bu tür hükümlerin 6. madde (l) ve 6. madde (3) d ile bariz, bir uyuşmazlığı olmadığını belirtmiştir. Ancak AİHM, bu davada yerel mahkemenin başvurucunun eski eşi ve üvey kızının ifadelerini bilgi amaçlı olarak değil o zaman kadınların getirdiği suçlamaların kanıtı olarak ele almıştı. Başvurucunun mahkûmiyet kararı esas olarak bu ifadelere dayandırılmış ve dolayısıyla da savunma hakları yeterince teminat altına alınmamıştı.

Bir tanık ciddi bir şekilde hastalanır ya da ölürse de sorun oluşabilir. Savunmanın haklarını dengeleyecek unsurlar bulunmadığı sürece AİHM, bu durumun başkasından İşitilen bilgilerin tekrar beyanından İbaret kanıtları dayanak alma kapsamına gireceğini belirlemiştir. Sağlığın bozulması konularında ise, AİHM başkasından işitilen bilgilerin tekrar beyanından İbaret kanıta başvurmayı önleyecek alternatiflerin mevcudiyetini ciddiyetle göz önünde bulunduracaktır. Bricmont Belçika'ya karşı davasında Belçika Prensi başvuruculara suçlama yöneltmiş ama sağlık sebepleri dolayısıyla ifade vermemiştir. AİHM kararında şöyle der;

Davanın şartlan uyarınca, savunma haklarının kullanılması adil yargılamanın temel parçalarından biri olarak - prensipte, başvurucuların şikayetçinin sözlerinin tüm boyutlarına bir yüzleştirme veya sorgulama sırasında açık duruşmada veya gerekirse müştekinin evinde itiraz edebilme fırsatına sahip olmasını gerektirir.

Hakiki bir misilleme korkusu bazı koşullarda başkasından işitilen bilgilerin tekrar beyanından ibaret kanıtları dayanak almayı haklı çıkarabilir. Ancak savunma haklarını korumak için dengeleyici önlemlerin bulunması gerekebilir. Sa'idi Fransa'ya karşı davasında başvurucu, uyuşturucu kaçakçılığı suçundan kimliği gizli tutulan üç kimlik tespiti tanığının başkasından işitilen bilgilerin tekrar beyanından ibaret ifadesiyle hüküm giymişti. AİHM şöyle karar verdi:

AİHM uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadelenin yadsınamaz zorluklarının özellikle de kanıt elde etme ve sunma konusunda ve uyuşturucu sorununun toplumda açtığı yaraların tamamen farkındadır, ancak bu tür endişeler kendisine suçlama yöneltilen herkesin savunma haklarının kısıtlanmasını haklı çıkarmaz.

AİHM 6. madde (3) d kapsamında ihlâl bulmuştur, çünkü kimlik tespiti kanıtı başvurucunun hüküm giymesinin tek dayanağını oluşturmaktaydı. Genel kural olarak, başkasından işitilen bilgilerin tekrar beyanından ibaret kanıtların kullanılmasında misilleme korkusu öne sürülürken, bunun sanığın belirli bir tehdidine bağlanması gerekmez. AİHM Doorson Hollanda'ya karşı davasında, iki tanık hiçbir zaman başvurucu tarafından tehdit edilmemiş olduğu halde, uyuşturucu satıcılarının kendileri aleyhine ifade veren kişilere karşı sık sık tehdit ve fili şiddete başvurduğunu belirtmiştir. Kimliği gizli tutulan tanıklara ilişkin başka bir sorun da savunmanın tanığın güvenilirliğini sorgulayamamasıdır. AİHM Kostovski Hollanda'ya karşı davasında şöyle karar vermiştir:

Savunma sorgulamak istediği kişinin kimliğini bilmezse, bu kişinin önyargılı, düşmanca veya güvenilmez olduğunu gösterebileceği en temel bilgilerden yoksun kalır. Bir sanığı suçlayan tanıklık veya başka beyan türleri gerçek dışı düzenlenmiş veya sadece hatalı olabileceği gibi, savunma eğer bu ifadenin sahibinin güvenilirliğini sınayabileceği veya itibarına şüphe düşürebileceği bilgilerden yoksun kalırsa bunları avdınlatma ihtimali çok düşük olacaktır. Böyle bir durumda var olan tehlikeler çok belirgindir.

Adil yargılamanın temini için kullanılması gereken dengeleyici usuller davadan davaya değişiklik gösterir. Önemli unsurlar arasında sanığın veya avukatının bir tanığın sorgulanması sırasında mevcut olup olmadığı, soru sorup soramadığı ve asliye mahkemesi hakiminin tanığın kimliğini bilip bilmediği bulunur. AİHM Van Mechelen ve diğerleri Hollanda 'ya karşı davasında şunları belirtmiştir: Demokratik bir toplumda adaletin adil idaresi hakkının yeri düşünüldüğünde, savunma hakkını kısıtlayıcı bir önlem kesinlikle gerekli olmalıdır. Daha az kısıtlayıcı bir önlem yeterliyse, o zaman o önlem uygulanmalıdır.

Son olarak, yeterli dengeleyici usul bulunsa bile, bir mahkûmiyet karan sadece veya belirleyici ölçüde kimliği gizli tanıklara dayan-dınlmaması gerektiği de unutulmaması gereken önemli bir noktadır. .

(17/07/2001 29900/96 SADAK ve Diğerleri-TÜRKÎYE suç niteliğinde değişikliğe uygun savunma yapamama (kapatılan DEP milletvekili olan dört başvurucu hakkında TCK 125. maddesindeki bölücülük suçundan dava açıldığı halde TCK 16S. maddesindeki silahlı örgüt üyelisinden 15 yıl hapis cezasına mahkum olmaları, suçun değişen niteliği hakkında zamanında bilgilendirilmemeleri nedeniyle ek savunma hazırlayamamaları); tanık dinletememe (önemli tanığı dinletme imkanı bulamama); askeri yargıçlı mahkeme (askeri yargıcın bulunduğu DGM'de yargılanma); ifadeye müdahale (milletvekili olarak Kürt sorununa barışçıl çözüm önerme imkanı verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlali şikayeti)—Mâ 06(1-02): DGM'de asker yargıç nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkının ihlaline—Md 06(3)(a): isnad edilen suçun niteliğinin değişmesi nedeniyle, suç isnadı hakkında bilgilendirilme hakkının ihlaline—Md 06(3)(b): savunma için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlaline—Md 06(3)(d): tanık dinletme hakkının ihlaline—Md 10, Md 11: başvurucuların adil bir yargılamadan sonra yasadışı silahlı örgüte mensubiyetleri kamıtlanamadığından, ifade özgürlüğü bakımından incelemenin gerekli olmadığına, ayrımcılık yasağı bakımından incelemenin gerekli olmadığına—Md 41: tazminat olarak toplanı 100,000 Dolar, ücretler ve masraflar için toplam 10,000 Dolar ödenmesine)

3.5) Tercümandan Yararlanma Hakkı.

Her sanık ezcümle :

1) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak hakkına sahiptir."

Yargılamada kullanılan dili anlamama veya konulmama nedeniyle yargılananlar arasında dil sorununa dayalı olarak doğabilecek eşitsizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen 6/3-e maddesindeki bu kural. Sözleşmenin 14. maddesinde düzenlenen ayrım yasağının etkinliğini de güçlendirmektedir1. Divana göre. kişinin suçlu olduğunun hüküm altına alınmasının, tercüme masraflarına da mahkûm edilmesini gerektirmemesi, anılan masrafların sadece yargılamada eşitliği sağlamaya dönük olmasından kaynaklanmaktadır

2) Ücretsiz tercümandan yararlanma hakkı, kapsamı ve uygulanacağı alan bakımından

Sözleşme'de asgari düzeyde düzenlenmiş olmakla birlikte. Komisyon ve Divan'ın içtihatlarıyla belli bir açıklık kazanırken, kimi ülkeler bu konuda sözleşmeden de ileri bir uygulama içine girmişlerdir. Komisyon ve Divan'ın içtihatlarına göre. tercümandan yararlanma hakkı, yargılamada kullanılan dili anlamama veya konuşamama nedeniyle yargılama eşitliğini sağlamaya dönük bir koşul olup. bunun dışındaki bir amaca hizmet etmez. Bu doğrultuda örneğin yargılama dilini anlayıp, konuşabilen bir kimsenin, anadilinin duruşmadaki dil olmadığı gerekçesiyle ücretsiz tercümandan yararlanma hakkına sahip olması mümkün değildir.

3. Ücretsiz tercümandan yararlanma hakkına sahip olabilecek kimseler başlıca şunlardır

a) Duruşmada konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıklar

Öte yandan avukatının duruşmada konuşulan dili bilmesi sanığa ücretsiz tercümandan yararlanma hakkından yararlanmasını engellemez. Bununla birlikte, ulusal hakimlerin sanığın duruşma dilini bilip bilmediğini değerlendirme yetkisi vardır. Şayet bir somut olayda sanığın duruşmada konuşulan dili anlamadığı ya da konuşamadığı açıkça anlaşılıyor ve mahkemede buna rağmen sanığa ücretsiz tercüman hakkını tanımıyorsa, sözleşmenin 6/3-e maddesi ihlal edilmiş olur. Ancak, sanığın duruşma dilini anlamadığını veya konuşamadığını ilgililere bildirmesi ve bu konuda sözlü veya yazılı tercüman talebinde bulunması gerekir.

b)Duruşma dışında yakalama göz altına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıklar.

c) Sanığı suçlayan tüm belgelerin tercümesini isteme hakkı

d) Dinlenen tanıklar(tanığın yemini kendi dilinde yapması mümkündür.

e) Sağır ve dilsizler. Olarak belirtilmiştir.



Yukarıda anlatılan kriterlerin yanında Türkiye Cumhuriyetinin Kanunlarında 6 maddede belirtilen güvenceler ve haklara ilişkin iç hukuk düzenlemeleri ve mahkeme kararlarının yansımalarını inceleyelim.

1-MAHKEMEYE BAŞVURMA HAKKI



Madde 40 - Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek:3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.



2-BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI YERİNDE TARAFINDAN YARGILANMA HAKKI



A-Mahkemelerin bağımsızlığı (Anayasa da Bağımsızlık)



Madde 138 - Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

B. Hakimlik ve savcılık teminatı



Madde 139 - Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

C.Hakimlik ve savcılık mesleği

Madde 140 - Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür.

Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler. Madde 1- (Değişik: 03.06.1983 - 2835/1 madde)

E. Mahkemelerin kuruluşu

Madde 142 - Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.



2461 Sayılı Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda

Amaç ve kapsam:Madde-1 Bu Kanun; Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Uyuşmazlık Mahkemesinin askerî yargı dışından gelen üyelerinin seçimini, Yargıtay ve Danıştay üyeleri hariç olmak üzere adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının özlük işlerini,mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına göre düzenler.



Madde 3- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bağımsızdır.



Madde 14- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan ve üyeleri ile yedek üyeleri:

1. İş kendisi ile ilgili ise,



2. İlgilinin, evlilik bağı kalmasa bile karı veya kocası, nesepten veya sebepten usul veya füruu veya onunla evlat edinme bağı veyahut ilgili ile aralarında ikinci dereceye kadar (Bu derece dahil) nesepten veya evlilik sona erse dahi ikinci dereceye kadar (Bu derece dahil) sebepten civar hısımlığı olursa,



3. Aynı işte tanık olarak dinlenmiş, bilirkişilik, hâkimlik veya savcılık yapmış ya da daha önce işin soruşturulması ile görevlendirilmiş ise,



4. İlgili ile aralarında bakılan işe esas olan olaydan önce açılmış bir dava varsa,

Kurula katılamazlar ve herhangi bir şekilde işe bakamazlar.



2802 SK Madde 44 - Hâkimler ve savcılar azlolunamazlar. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması nedeniyle de olsa aylık ve ödeneklerinden ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamazlar, kendileri istemedikçe 65 yaşından önce emekliye sevk olunamazlar. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar ve meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır .

3-MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKI

Bu konuda yine CMUK 219 maddesi ile duruşma hükme iştirak edeceklerin huzuru ile ara vermeksizin cereyan eder hükmüyle makul sürenin aşılmaması hususu belirtilmiştir.

4-ADİL MUHAKEME HAKKI

ANAYASA

Madde 36 - Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.



Kanuni hakim güvencesi

Madde 37 - Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

Bu hususta CMUK 231- 232- 237 – 238 - 242- 250- 251 – 253 ve 254 maddeleri yeterli ve ayrıntılı düzenlemelerde bulunmuştur. Ayrıca

254.maddede Mahkeme iradı ikame edilen delilleri duruşmada ve tahkikat edileceği kanaate göre taktir eder. (2) Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz denilmiştir ve yine

257.maddede hükmün mevzu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir. (2) fiili taktirde mahkeme iddia ve müdafaalara bağlı değildir.

258.maddede ise suçun vasfı ve mahiyeti değişmesi halinde sanığa savunması için gerekli sürenin verileceği belirtilmiştir.



5-ALENİ YARGILANMA HAKKI VE GEREKÇELİ KARAR HAKKI



D. Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli Anayasa



Madde 141 - Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir .Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.

Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. Ayrıca CMUK 260.maddede gerekçeli kararda bulunması gereken hususlar sübut sebepleri dayanılan deliller ve beraatı halinde beraatın hangi suretle verileceği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. 261.maddede ise kararın verilme usulü açıklanmıştır.

2- MASUMİYET KARİNESI

Anayasa:Madde 38 - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsidir.

(Ek: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

(Ek: 3/10/2001-4709/15 md.) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.

(Ek: 3/10/2001-4709/15 md.) Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.

3-SANIĞIN HAKLARI BİRÇOK MADDEDE DÜZENLENMİŞTİR.

A- SUÇ İSNADINI ÖĞRENME HAKKI CMUK 135

Bu husus CMUK 135 te düzenlenmiştir ve sanığın isnat edilen suçu ve bu konuda sahip olduğu haklar ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

B- SAVUNMA İÇİN YETERLİ ZAMAN VE KOLAYLIKLARA SAHİP OLMAK HAKKI

Bu hususta CMUK 209-210-211-212 ve 213.maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

C- BİZZAT VEYA SEÇTİĞİ AVUKATLA VEYA ÜCRETSİZ HUKUKİ YARDIMLA SAVUNMA HAKKI

Bu hususta CMUK 136 dan 143-144-146.maddeye kadar düzenlenmiştir.

D- TANIK DİNLETME VE SORGULAMA HAKKI

Bu hususta CMUK 232.maddede açıkça düzenlenmiş ve sanığın beyan ettiği tanıkların mahkeme tarafından çağırılacağı ayrıca tanık beyanlarına karşı sanığın diyeceği(250.madde) hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

E- ÜCRETSİZ TERCÜMANDAN YARARLANMA HAKKI

Bu hususta CMUK 252.maddede düzenlenmiştir.

Tüm bu düzenlemelerin ışığında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından genelde mahkum olduğu konulara ilişkin düzenlemeler 4771 Sayılı Kanuna değiştirilen CMUK 327-a ve HMUK 445-a maddelerinde AİHM tarafından mahkum olunan bir davada tekrar yargılanma hakkını mağdur kimseye tanımıştır. Bunun dışında da 4744 Sayılı Kanunla değiştirilen TMK 16.maddesine de “Hakim karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler. Tutuklu bulunan sanık müdafi ile her zaman görüşebilir bu husus gözaltındaki kişiye de uygulanır” denilmekle bu hususta sıkıntı oluşturan maddelerinde değiştirilmesi cihetine gidilmiş ve yine 4709 Sayılı Kanunda Anayasanın (36.maddesinde Adil Yargılanma) ibaresinin eklendiği yine aynı kanunda kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez ve yine 40.maddesinde Devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır, ibareleri eklenerek bu husustaki aksaklıklarının giderilmesine çalışılmış son olarakda 4778 Sayılı ve 4829 Sayılı Kanunlarla CMUK 315 ve 316.maddelerine “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi sanık müdafi varsa müdahil ve şahsi davacıya tebliğ edilir” denilmek sureti ile bu husustaki aksaklıklarında ortadan kaldırılması yoluna gidilmiştir. Bunun dışında Türkiye nin sıkıntıya maruz kaldığı ve sürekli mahkum olduğu MAKUL SÜRE de yargılamanın yapılması işlemi ile alakalı olarakta Adalet Bakanlığı UYAP Projesi ile tüm adliyelerin Ulusal Yargı Ağına bağlanması sonucu ve ayrıca birçok alanda İHTİSAS Mahkemelerinin kurulması projelerinin gerçekleşmesi sonucunda bu hususunda aşılacağını düşünmekteyiz, Ayrıca CMUK 322 Maddesinde düzenlenen karar düzeltme hakkının sadece YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA verilmesi de SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ AÇISINDAN sıkıntı doğurabilecek nitelikte olup bu hakkın HUKUK DAVALARINDA olduğu gibi davanın tüm taraflarına verilmesi gerekmektedir. Bu hususta sıkıntı oluşturabilecek diğer bir konuda CMUK 386 maddesinde düzenlenen CEZA KARARNAMESİDİR. Uygulamada bir çok dava itiraz üzerine asliye ceza mahkemelerince dosyanın esasına duruşma açmaksızın girilip karar verilmekte olup bu da savunma ve duruşmalı yargılama hakkı bakımından ihlallere sebep olabilecektir. Bu iki konu ayrı bir yazıda ayrıca ele alınacaktır.

Hukuk davalarında ihtisas konumuz olmamakla birlikte Devletin bazı davalarda mahkum olması muhtemeldir,çünkü birçok mahkemede 15-20 yılı aşan Kadastro, Tapu ve gayri menkul uyuşmazlıklarına ilişkin davaların bulunduğu bu hususta da HMUK’da yapılacak düzenlemelerle çözümleneceğini ümit etmekteyiz.

SONUÇ OLARAK: Türkiye Cumhuriyet AİHM de taraf olduğu ve mükellefiyeti altına girdiği sözleşmelerin hemen hemen hepsine ilişkin uyum yasaları adı altında yasaların çıkarıldığı, yasaların çıkarılmasının yeterli güvenceyi oluşturmadığı bu yasaları uygulamak zorunda olan Adalet Mensuplarının da bu hassasiyetleri iyice kavrayıp yargılamalarda ve Devletin yaptığı tüm işlemlerde kanunlara uygun kişilerin haklarını zayi etmeyecek şekilde eşit ve adil uygulamaları ve bir haksızlığa uğrayan herkesin hakkını arama için birçok prosedüre gerek kalmaksızın hakkını kısa sürede elde etmenin yasal güvencelerinden faydalanmalıdır. Kanunlar toplum düzeni için insanlar tarafından oluşturulmuş ortak irade sonucu insanların kendi hak ve özgürlüklerinin korunması için çıktığına göre çıkarılan kanunların aynı amaca uygun olarak ve hassasiyetle uygulanması bu amacı gerçekleştirecektir. 30.01.2004

ZEKERİYA ÖZ

CUMHURİYET SAVCISI


NOT:İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ihlal teşkil eden hususlara ilişkin bazı ayrıntılar aşağıda gösterilmiştir.


1-MAHKEMEYE BAŞVURMA HAKKI:

Dava Açamama (Avukatıyla görüşemeyen hükümlünün hukuk davası açamaması campbel ing.)

Mahkeme kararının icra edilmesi hakkı

Dava Süresi (Sürenin tebligattan önce başlaması)

Yargı Muafiyeti

Yargı Yolu Bulunmaması (Ruhsat iptaline karşı PUDAS İsveç)

Ehliyet Olması Açamama

Temyiz Etme Üst Mahkemeye Başvurma Hakkı (Türkiye’nin sabıkası yok)

Sanığın tam yetkili Mahkemeye başvurma hakkı

2-BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI YERİNDE TARAFINDAN YARGILANMA HAKKI

Askeri Mahkeme

Askeri Yargıçlı Mahkeme (INCAL ÇIRAKLAR-KARATAŞ-BAŞKAYA VE OKÇUOĞLU- SÜREK ve ÖZDEMİR-ŞENER-BÜYÜKDAĞ-MEHDİ ZANA- ALTAY- SADAK-ŞAHİNER-ARI-M.ALİ YILMAZ-FİKRET DOĞAN-KIZILÖZ-TAMKOÇ-YALGIN-GÜNEŞ-S.YILDIRIM-YAKIŞ-ŞAHİN-TÜRKİYE)

Ceza Mahkemesi Yargının Üst Mahkeme Yargıcı oluşur

Hukuken kurulmuş Yargı yeni sayılmayan temyiz yeni Mahkemesi

Savcının dava Yargıcı olarak görev yapması ihlal edildiğine

Alt Mahkeme yargıcının üst mahkeme yargıcı olarak görev yapması

Danışma yargıcının yargılamaya katılması

Meslekten olmayan yargıçlı mahkeme

Sivillerin Askeri Mahkeme Yargılanması

3-MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKI-Anayasa Yargısı

Ceza Davasında (CANKOÇAK-M.ALİ YILMAZ-FİKRET DOĞAN-KIZILÖZ-TAMKOÇ-YALGIN-GÜNEŞ-S.YILDIRIM-YLAKIŞ-ŞAHİN-BÜRKEV-KAMBUR-BAŞPINAR-ADIYAMAN-GENÇ-PEKTAŞ-AKCAM-KESKİN-AKYAZI-İNAN-H.YAGIZ-KARADEMİR TÜRKİYE))

Disiplin Soruşturması

Hukuk Davası

İcra Davası

İdari Davalar (BÜKER-TÜRKİYE)

4-ADİL MUHAKEME HAKKI

Avukatla savunma hakkı bakımından (ceza yargılaması)

Avukatla görüşmeyi dinleme (gözaltında)

Avukatla görüştürmeme(gözaltında)

Avukatla temsile izin vermeme(cezadan –temyize üst mahkemede)

Hukukta avukatla temsil edilmeme

Delillere ulaşma hakkı bakımından adil muhakeme

Bilirkişinden rapor alınmaması

Duruşmalı yargılanma hakkı bakımından (ceza davası)

Duruşma yapmadan mahkumiyet (ZANA-TÜRKİYE)

Duruşma yapmadan şahsi ceza davasını ret

Temyiz mahkemesinde duruşma gününü bildirmemek

Gerekçeli karar hakkı bakımından adil muhakeme(ceza yargılaması)

Kanuni gerekçe göstermemek

Hukukta gerekçe göstermemek

Hukuka aykırı elde edilen delil

Suça teşvik eden polisin tanıklığına dayanan mahkumiyet

Hukuki yardımla savunma hakkı bakımından adil muhakeme

Avukat atamama(tüm mahkemeleri)

Mahkemeye başvurma hakkı bakımından adil muhakeme

Davaya yasa müdahalesi (Hukuk,İdari)

Muhalifli yargılanma hakkı bakımından adil muhakeme (cy)

Savunma tarafının görüşünü almama

Bilirkişi raporu hazırlanırken bir tarafı dinlememe (hy)

Dava tarafının görüşünü almama (bilirkişi hakkında)

Delil göstermeme (sonradan ortaya çıkan delilleri)

Silahlarda eşitlik ilkesi bakımından delil göstermeme (cy)

Delil göstermemek

Delile ulaşamamak

Dosya göstermemek

Savunma tarafının görüşünü almamak

Uygulanacak usul hükümlerinin belirsizligi nedeniyle savunma güçlügü

Dava tarafının görüşünü almamak(hy)

Devlet lehine davaya yasa müdahalesi

İspat talebini kabul etmemek

Kamu makamlarının iddiasına karşılık delil sunamamak

Tanığa karşı tanık dinletememek

Zaman aşımında devlet lehine farklılık

Suç isnadını öğrenme bakımından adil muhakeme

İddianamede suçun işlendiği yerin ve zamanının belirtilmemesi

Suç niteliğinde değişiklikten bilgilendirilmemek

Susma ve kendini suçlandırmama hakkı bakımından adil muhakeme

Belge vermeme nedeniyle mahkumiyet

Ceza tehdidi altında müfettişe verilen ifadeye dayanan mahkumiyet

Polis sorgusunda susma nedeniyle mahkumiyet

Tanık dinletme hakkı bakımından adil yargılama(cy)

Tanık sorgulama hakkı bakımından adil yargılama(cy)

Gizli polisin hazırlıktaki ifadesine dayanan mahkumiyet

Mağdur küçüğün annesine ve polise anlattıklarına dayanan mahkumiyet

Mağdurun hazırlıktaki ifadesine dayanan mahkumiyet

Şerik sanığın başka dosyada savcıya verdiği ifadeye dayanan mahkumiyet

Tanığın hazırlıktaki ifadesine dayanan mahkumiyet

Tanıkla yüzleştirmeden mahkumiyet

Yargılamada yer alma hakkı bakımından adil muhakeme

Gıyabte yargılanarak mahkumiyet

Yargılanmaya etkili katılma hakkı bakımından (ay)

Çocuğun aleni yargılanması nedeniyle etkili savunma yapamaması

Yargısal kesinlik ilkesi bakımından (ay) (hy)

Kesinleşmiş mahkeme kararının iptali

Yeterli zaman ve kolaylıklarla savunma hakkı bakımından(ay) (cy)

Değişen suç niteliğinde ek savunma almamadan mahkumiyet

Delillerin tartışıldığı kısa duruşmada mahkumiyet

Ek savunma almama

Yeterli zaman ve kolaylıklarla savunma hakkı bakımından (ay) (hy)

Temyiz süresinin belirsizliği

5-ALENİ YARGILANMA HAKKI

Askeri Mahkeme

Ceza Mahkemesi

Cezaevinde yargılanma

Gizli soruşturma

Disiplin yargılamasında mesleki disiplin kurulu

Hukuk yargılamasında idari kurum

Tahkim kurulu

İdari yargılamada idare mahkemesi

6-ALENİ KARAR HAKKI

Ceza yargılamasında ceza üst mahkemesi kararı

Haksız tutuklama tazminatını reddi kararı

Disiplin yargılamasında cezaevindeki disiplin kurulu kararı

Mesleki disiplin kurulu kararı

2-MASUMİYET KARİNESI

Davası düşen sanığa gider yükleme

Vergi kaçırma suçundan para cezasının mirascılara ödettirilmesi

Beraat eden sanığa haksız tutukluluk tazminat ödememe

Sanığa suçsuzluğunu kanıtlama külfeti

3A-SUÇ İSNADINI ÖĞRENME HAKKI

Suç niteliğindeki değişikliği öğrenememe(SADAK ve diğerleri-TÜRKİYE)

İddianamenin tebliğ edilmemesi

B-SAVUNMA İÇİN YETERLİ ZAMAN VE KOLAYLIKLARA SAHİP OLMAK HAKKI Duruşmadan önce avukatla görüşememe(SADAK ve diğerleri-TÜRKİYE)

Değişen suç niteliğine göre savunma verememe

Yeni belgelere göre görüş değiştiren bilirkişiye karşı savunma yapamama

C-BİZZAT VEYA SEÇTİĞİ AVUKATLA VEYA ÜCRETSİZ HUKUKİ YARDIMLA SAVUNMA HAKKI

Avukata duruşma gününü bildirmeme

Avukatla görüşmeyi dinleme (cezaevinde)

Avukat atamama

Ceza mahkemesinde avukat atamama

Üst mahkemede avukat atamama

D-TANIK DİNLETME VE SORGULAMA HAKKI

Tanık dinletme talebinin reddi(SADAK ve diğerleri-TÜRKİYE)

E-ÜCRETSİZ ÇEVİRİ HAKKI

Çevirmen ücretinin sanığa yükletilmesi

Konu dilara tarafından (3 May 2009 Saat 10:01 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

İlgili Hukuk Terimleri
zekeriya öz ergenekon savcısı savcı makale adil yargılanma hakkı tam metin metni insan hakları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni ileti yazma Aktif Değil
Konuya yanıt verme Aktif Değil
Dosya ekleme Aktif Değil
İleti düzenleme Aktif Değil

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:36 .


Hukuk Forum Com Temeli Hukukun üstünlüğüne dayanan, tüm Hukukçu ve Hukuk severler için bir kütüphane, sosyal paylaşım ve mesleki dayanışma platformudur. Tüm görsel ve yazılı içeriğini ve kaynağını Türk Hukukundan almaktadır. Oluşturulma gayesi Türk Hukukuna katkıda bulunmak olan Hukuk bilgi bankamız her yaştan Hukuk severlerin kullanımına açık olup ücretsiz bir portaldır.

Hukuk Forum Com internet sitesinin tüm hakları saklı olup FSEK uyarınca koruma altındadır.

Site içeriği izinsiz yayınlanamaz ve kopyalanamaz. Siteye üye olan herkes site kullanım şart ve kurallarını kabul etmiş sayılmaktadır. Hukuk Forum Com © 2009

HukukForum.Com internet sitesi host hizmetini Doruk.Net servis sağlayıcısından almaktadır.


Powered by vBu11etin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2014, Je1soft Enterprises Ltd.